Gösteri Toplumu: Bu Bir Toplumsal Çöküş Notudur
Bu ülkede bir çocuk öldüğünde iki şey olur.
Önce herkes çok üzülür. Sonra herkes çok hızlı unutur.
Mattia Ahmet, Ata Emre, Hakan, Alperen, Atlas…
İsimler değişir, yaşlar değişir, dosya numaraları artar.
Ama refleks değişmez: gösterişli bir öfke, ardından derin bir sessizlik.
Sorun şu değil: Kimin Türk, kimin Ermeni olduğu.
Sorun şu: İlkenin kimliğe göre çalışıp çalışmadığı.
Ahmet öldürüldüğünde bazıları “Ermeni olduğu için mi bu kadar büyütüyorsunuz?” diye sordu.
Bugün Atlas için sokaklara çıkmayanlar, yarın başkası için konuşur mu bilinmez.
Çünkü bu ülkede insanlar tepkiyi bir hak talebi olarak değil, anlık bir pozisyon alma biçimi olarak verir.
İlke böyle işlemez.
İlke bir kere kurulur. Sonra herkes için geçerli olur.
Toplum bunu başaramıyorsa, ortada ilke değil, sadece gösteri vardır.
Bugün sosyal medyada polisle tartışıp “Toplum Sözleşmesi” kitabını kameraya gösterenlerin çoğu, iki gün sonra başka bir gündemin altında kaybolur.
Aynı kişiler, başka bir çocuk öldüğünde yeniden ortaya çıkar.
Aynı cümleleri kurar, aynı pozları verir, aynı öfkeyi sergiler.
Ama aynı ısrarı göstermezler. Gerçek ve istikrarlı bir adalet talebinde bulunmazlar.
Bu yüzden de ölümler tekrar eder…
Bir de büyük bir yalan var:
“Suça sürüklenen çocuk.”
Hayır.
Suça sürüklenen çocuk yoktur.
Sorumluluktan kaçan yetişkinler, çökmüş sosyal politikalar ve işlemeyen bir adalet sistemi vardır.
Yetkililer hayvanları sokaklardan toplayarak “güvenli sokak” masalı anlatır.
Aynı yetkililer çocukların neden öldüğünü açıklayamaz.
Çünkü mesele güvenlik değildir; mesele çürümüşlüktür.
Dünyada ilke böyle kurulmaz.
Bazı ülkelerde tek bir vatandaşın canına kast edildiğinde sistem failin kimliğine bakmadan çalışır.
Kimse “ama” demez, kimse “ancak” diye eklemez. Çünkü gerçek bir ilke kimliğe göre eğilip bükülmez.
Bizde ise ilke, gündeme göre çağrılır.
İş bitince rafa kaldırılır.
Andımızda “İlkem, küçüklerimi korumak” cümlesi vardı.
Okullarda okutulması yasaklandı ama asıl yasaklanan o cümle değildi; o sorumluluktan kurtulmak ve o ilkeyi unutturmaktı.
Bugün çocuklar ölüyorsa, mesele bir metnin kaldırılması değil; ilkenin çoktan terk edilmiş olmasıdır.
Bu ülkede sorun tepkisizlik değildir.
Sorun ilkesizliktir.
Unutma hızımız ise, ilkesizliğin bu düzende her seferinde bir çocuğun ölümünü daha kabul edilebilir kılmasının ölçüsüdür.