Ders2: Adalet– Modern Türkiye’de Unutulan Değerler ve Hayvan Hakları Mücadelesi

Ders2: Adalet– Modern Türkiye’de Unutulan Değerler ve Hayvan Hakları Mücadelesi
Yayınlama: 14.06.2024
Düzenleme: 14.06.2024 01:59
294
A+
A-

Geçen hafta  ders-1-merhamet-modern-turkiyede-unutulan-degerler-ve-hayvan-haklari-mucadelesi/ başlıklı köşe yazımda, toplumumuzda giderek kaybolan merhamet duygusunun önemine ve hayvan hakları konusundaki mücadeleye değinmiştim. Bu hafta, bu önemli konunun derinliklerine inerek, hayvan hakları savunucuları olarak karşılaştığımız zorlukları, çözüm önerilerimizi ve Cumhurbaşkanımıza çağrımızı daha detaylı olarak ele alacağım. Merhametin yalnızca bir duygu değil, aynı zamanda adaletin bir gereği olduğunu bir kez daha vurgulayarak, hep birlikte daha adil ve merhametli bir toplum inşa edebilmenin yollarını arayacağız.

*****

Daha önce de ifade ettiğim gibi biz hayvan severler, yalnızca sokak hayvanlarının değil, tüm hayvanların haklarını savunuyoruz. Bu nedenle köpek üreticilerine de karşıyız, çünkü bir hevesle alınan köpekler, sonunda sokaklara terk ediliyor ve kontrolsüz nüfus artışına neden oluyor. Bu sorunu çözmek için “Etik, Tıbbi, Bilimsel Yöntemlerle Kısırlaştır, Aşılat, Yerinde Yaşat” sloganımızla hareket ediyoruz. Hayvanların doğal yaşam alanlarında, sağlık ve güven içinde yaşamalarını sağlamak hepimizin sorumluluğudur. Ancak güvenli sokaklar adı altında toplumu kin ve nefrete sürükleyen, sürekli hayvanların öldürülmesini isteyen ve aynı zamanda köpek üretimi yaparak bunu ticarete döken kişilerle aramızdaki farkı vurgulamak istiyoruz.

Hayvanlara Yönelik Şiddetin Sosyal Boyutları

Bu gruplar, yalnızca hayvanları korumak için çaba gösterenleri hedef almakla kalmıyor, yalnızca hayvanları besledikleri için sokak ortasında vurularak ÖLDÜRÜLEN yaşlı bir karı koca ve kızlarının arkasından “Üç Dikşın Davası” diyerek dalga geçiyor;  daha da ileri gidip devlet görevlilerini tehdit edip hayvanlar konusunda yaptıkları etik ve vicdani açıklamaları değiştirmelerini sağlıyorlar. (Bunun nasıl olabildiğine ise hala bir anlam verebilmiş değiliz!)

Bu kişiler hayvanları işkencelerle öldüreceklerini söylüyor, hatta öldürdüklerinde bunu sosyal medyada paylaşmaktan çekinmiyorlar. Hayvan hakları savunucularına ağıza alınmayacak hakaretler edip, ölüm tehditlerinde bulunuyorlar.

Ve ne yazık ki tüm bunlara rağmen, bu canilerin eylemlerine karşı ne hükümet yetkilileri ne de diğer otoriteler yeterince tepki göstermiyor ya da görmezlikten geliyorlar.

Şunu açıkça söyleyebiliriz ki bu durum yalnızca hayvan düşmanlığından ibaret değildir; durum daha derin ve karmaşık psikolojik ve sosyolojik sorunların bir yansımasıdır. Bu gruplar, toplumsal şiddeti normalleştirmekte ve toplumun genel sağlığını tehdit etmektedir ve bu tür davranışlar, toplumsal bağları zayıflatarak, güvensizlik ve korku ortamını pekiştirmektedir.

Hayvanlara yönelik şiddet ve nefret, aslında İNSANLIĞA yönelik bir tehdit olup, toplumun merhamet ve adalet duygularını zedelemektedir.

Hayvan hakları savunucuları olarak, gerçek merhamet ve adaletin sadece duygusal bir tepki değil, aynı zamanda ahlaki ve hukuki bir zorunluluk olduğunu savunuyoruz. Çünkü biliyoruz ki toplumun her kesiminde hayvanların yaşam hakkını savunmak, insani değerlerimizin bir gereğidir.

Yine tekrarlıyorum MERHAMET, yalnızca duygusal bir tepki değil, ADALETİN ve hakkaniyetin TEMEL BİR UNSURUDUR.

 

Cumhurbaşkanımıza Çağrı

Bizleri ‘’Beyaz Türkler’’ ve ‘’Tuzu Kurular’’ olarak adlandırmasını büyük bir talihsizlik olarak gördüğüm Sn. Cumhurbaşkanımıza sesleniyoruz:

Hayvan hakları mücadelesi, sınıf ve statü fark etmeksizin herkesin duyarlılıkla yaklaşması gereken bir konudur. Bizim talebimiz, sadece merhamet değil, ADALETTİR. Sesimizin duyulmasını, hayvanların acı çekmesine seyirci kalınmamasını istiyoruz. Bu nedenle, hayvanlara yönelik şiddeti durdurmak, barınaklardaki vahşeti sona erdirmek ve sokak hayvanlarının yaşam koşullarını iyileştirmek için etkin ve insanlık onuruna yakışır çözümler bulmak zorundayız.

Çok ilginç bir şekilde bugün Türkiye’nin en büyük sorunu olarak köpekler olarak gösterilmeye çalışılıyor. Ancak en az bizim kadar sizde biliyorsunuz ki gerçekler çok daha farklı.

Bir yılda Türkiye’de köpek saldırısı sayısı 182 iken, kadın cinayeti 315, cinayet ortalaması 876, çocuk istismarı 23.000 ve cinsel istismar vakası 29.000. Ölümlü ve yaralamalı trafik kazaları ise 236.000’i buluyor. Üstelik bunlar sadece kayıtlı veriler..

Köpekleri hedef alan öldürme çağrıları yapan grupların, bu çarpıcı rakamlara karşı sessiz kalmaları, 23.000 çocuğun istismarına tek bir kelime etmemeleri ve  böylesine sistematik örgütlenmiyor oluşları ise büyük bir çelişkidir.

İşte bu noktada bu gruplara, gerçek niyetleri ve kimler tarafından finanse edildikleri haricinde bir de şu soruları sormak gerekmektedir:

Gerçekten insan hayatını mı savunuyorlar, yoksa başka planların maşası olarak mı hareket ediyorlar?

Bu gruplar, 23.000 çocuğun istismarına sessiz kalmayı nasıl haklı görebiliyorlar?

Kadın cinayetleri ve toplumu tehdit eden diğer sorunlarla ilgili neden aynı duyarlılığı göstermiyorlar?

Gerçekten adaleti sağlamak ve toplumsal vicdan için, her canlının yaşam hakkına eşit saygı göstermek ve gerçek sorunlara odaklanmak önemlidir.

Peki siz Sn. Cumhurbaşkanım; bu çifte standartlarla gerçekten adaleti sağlayabildiğinizi düşünüyor musunuz?

Adil olmak için. Toplumsal vicdan için.

Her canlının yaşam hakkına eşit ölçüde değer verdiğinize ve sorumluluk aldığınıza inanıyor musunuz?

******

Haftaya, sokak hayvanlarının kontrolsüz artışının nedenlerini, sayısal verilerle birlikte ele alarak bu soruna yönelik çözüm önerilerini paylaşacağım…

Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.