Bir Annenin “Düzelmez” Sözü Üzerine

Yayınlama: 04.09.2026
Düzenleme: 04.09.2026 18:16
2
A+
A-
(Uzmanlık Alanları: Stratejik Yönetim, İnsan Kaynakları Yönetimi ve Sosyal Davranış)

Linki yazını sonunda verilen sokak röportajında kadın konuşuyor: Ev hanımı. İki çocuk büyütmüş. Hayatın yükü ağırlaşınca evlere temizliğe gitmiş. Yıllarca çalışmış ama sigortasız. Emekliliği yok. Hala çalışıyor; çünkü çalışmazsa geçinemiyor.

Anlatırken oğlundan söz ediyor: Beş yıl işsiz kalmış. Üç yıl boyunca memurluk için uğraşmış. Sınavdan 93 puan almış. Ama üç kez mülakatta elenmiş.  Sonra soruyor anne: “Adam diyor ki, gitsin. Nereye gitsin?”  İşte mesele tam da burada. Yıllarca okutulmuş, sınava hazırlanmış, 93 puan almış bir genç nereye gidecek? Bir annenin yıllarca verdiği emeğin karşılığı ne olacak?

Kadının bir başka cümlesi daha var: “100 lirayı artık 10 lira gibi bozduruyorum.” Bu, enflasyonun halk dilindeki tarifidir. “Günlük temizliğe gider, evin bütün ihtiyaçlarını karşılardım. Şimdi yetmiyor.” İşte yoksullaşma budur. Aynı parayla her geçen gün daha az şey satın alabilmek; domatesi hesaba katmak; yumurtayı düşünerek almak; etin kilosuna bakıp vazgeçmek; çocuğunun ihtiyacını karşılayıp kendi ihtiyacını ertelemek…

Ve bu kadın yalnız değil. İşçisi, küçük memuru, emeklisi, köylüsü, esnafı, çocuğunu okutmaya çalışan anne baba, diplomasıyla iş arayan genç… Hepsi hayatın farklı alanlarında aynı geçim sıkıntısıyla karşı karşıya. Daha acısı ise yoksullukla birlikte gelecek duygusunun da aşınması. Genç, “Çalışırsam karşılığını alırım” diyemiyorsa; anne, “Çocuğumun geleceği iyi olacak” düşüncesi taşıyamıyorsa; çalışan, “Bir gün rahat bir emeklilik yaşayacağım” umuduna sahip değilse, ekonomik sorun, toplumsal bir umutsuzluğa dönüşür. Bu yüzden annenin şu sözü üzerinde durmak gerekiyor:

“Düzelmez. Kim gelirse gelsin, düzelmez.”

Belki de en tehlikeli nokta burası. Çünkü yoksulluk kadar tehlikeli olan, yoksulluğa alışmaktır. Gençlerin işsiz kalmasına, umudunu yitirmesine, insanların etten vazgeçmesine, emeklilik hayalinin uzaklaşmasına alışmak. Ve sonunda bütün bunları ülkenin kaderi sanmak. Oysa Türkiye’nin kaderi bu olamaz, olmamalıdır. Bir ülke sürekli tüketerek zenginleşemez. Sadece betonlaşarak kalkınamaz. Tarımda, sanayide ve her alanda üretmeden, yatırım yapmadan, yeni iş alanları oluşturmadan milyonlarca insana iş ve aş sağlanamaz.

Kadının “Yeni fabrika mı açtılar?” sorusu bu nedenle önemlidir. Gençlere “Git iş bul” demek kolaydır. Asıl soru şudur: Nerede bulacak? Hangi fabrikada, hangi işletmede, hangi üretim tesisinde? Türkiye’nin ihtiyacı yalnızca “sabredin” demek değil; insanların çalışabileceği, üretebileceği ve alın terinin karşılığını alabileceği bir ekonomik düzen kurmaktır.

Bunun yanında bir başka temel mesele daha vardır: Liyakat.  93 puan alan bir genç yalnızca iş aramıyor; aslında devlete güvenmek istiyor. “Çalışırsam, başarabilirsem, hakkımı alırım” diyebilmek istiyor. Bu duygu kaybolursa yalnızca gençlerin umudu değil, ülkenin yetişmiş insan gücü de kaybedilir. Devletin görevi vatandaşına lütuf dağıtmak değil; adil kurallar koymak, liyakati korumak, üretimi teşvik etmek ve insanca yaşamın şartlarını oluşturmaktır.

Halkın istediği de aslında yapılamaz şeyler değil: Çocuğunun iş bulması; Evine yeterli gıdayı alabilmesi; Yaşlandığında huzur ve güven içinde yaşayabilmesi; Ve yarına umutla bakabilmesi. Bu ülkenin insanları sadaka istemiyor. Devlet dahil, hiç kimseye muhtaç olmadan yaşamak istiyor. Adil, hakla bir düzen, çalışan ve üreten bir ekonomi ve emeğinin karşılığını istiyor.

O yüzden o annenin “Düzelmez” sözü üzerinde düşünmek gerekiyor. Ama ben bu düşünceye katılmıyorum.

Düzelir. 

Ama aynı yöntemlerle değil.

Üretmeden değil.  Sadece betonla değil. Liyakati çiğneyerek değil.  Gençlerin umudunu kırarak değil. İnsanın emeğini değersizleştirerek hiç değil. Ancak etkili bir yönetimle düzelir.  Yeter ki ülkenin kaynakları halkın refahına, her alanda üretime, yaygın bir eğitime ve genel bir istihdama yönelsin, düzelir. Çünkü Türkiye; toprağıyla, insanıyla, üretme gücüyle yoksulluğa mahkum olacak bir ülke değildir.

Düzelir. 

Yeter ki doğru dürüst yönetilsin.

 

 

Röportaj Linki:  https://www.facebook.com/reel/1954798398492086

 

Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.