YENİ DÜZENLENEN COVİD AŞİLARINDA BÜYÜK RİSK !

YENİ DÜZENLENEN COVİD AŞİLARINDA BÜYÜK RİSK ! Riskler Teorik Faydalardan Çok Daha Ağır Bastıkça COVID-19 Aşılarının Piyasadan Kaldırılması Çağrıları YoğunlaşıyorPiyasa Çekilmesi Çağrıları Yoğunlaşıyor: COVID-19 Aşılarının Riskleri Teorik Faydalarını Çok AşmaktaYazarlar: Nicolas Hulscher, Mary T. Bowden, Peter A. McCulloughNicolas Hulscher — MPH, epidemiyolog, McCullough Foundation’da görevli.Mary T. Bowden — Dr. Mary T. Bowden; ABD, Houston merkezli “Americans for Health Freedom” ile ilişkili.Peter A. McCullough — MD, MPH, dahiliye uzmanı (internist), kardiyolog ve epidemiyolog.Dünya genelinde COVID-19 aşı kampanyalarının “temel güvenlik ve etkinlik standartlarını” karşılayamadığı ve ciddi zarar kanıtlarının artmakta olduğu öne sürülüyor.

A+
A-

YENİ DÜZENLENEN COVİD AŞİLARINDA BÜYÜK RİSK !

Riskler Teorik Faydalardan Çok Daha Ağır Bastıkça COVID-19 Aşılarının Piyasadan Kaldırılması Çağrıları Yoğunlaşıyor

Piyasa Çekilmesi Çağrıları Yoğunlaşıyor: COVID-19 Aşılarının Riskleri Teorik Faydalarını Çok Aşmakta

Yazarlar: Nicolas Hulscher, Mary T. Bowden, Peter A. McCullough

Nicolas Hulscher — MPH, epidemiyolog, McCullough Foundation’da görevli.

Mary T. Bowden — Dr. Mary T. Bowden; ABD, Houston merkezli “Americans for Health Freedom” ile ilişkili.

Peter A. McCullough — MD, MPH, dahiliye uzmanı (internist), kardiyolog ve epidemiyolog.

Dünya genelinde COVID-19 aşı kampanyalarının “temel güvenlik ve etkinlik standartlarını” karşılayamadığı ve ciddi zarar kanıtlarının artmakta olduğu öne sürülüyor.

 

81.000’den fazla hekim, bilim insanı, araştırmacı ve vatandaş; 240 seçilmiş hükümet yetkilisi; 17 halk sağlığı / hekimlik organizasyonu ve diğerleri, COVID-19 aşılarının piyasadan çekilmesini talep ediyor.

6 Eylül 2024 itibarıyla, ABD’de CDC’ye bildirilen aşılama ile ilişkili 19.028 ölüm vakası var.

Tüm katılımcı ülkelerde VAERS’e (Aşı Yan Etki Raporlama Sistemi) bildirilen COVID-19 aşısı kaynaklı ölümler 37.544’e ulaşmış.

Yazarlar, bu sayının geçmişte pazardan çekilen aşıların geri çağırma sınırlarını “binlerce kat” aştığını iddia ediyor.

Aşılarda “aşırı ölüm oranı”, “negatif etkinlik” (yani bazı çalışmalarda aşılanmış kişilerin enfeksiyon açısından dezavantajlı olabileceği) ve “yaygın DNA kontaminasyonu” gibi ciddi riskler öne çıkarılıyor.

Ayrıca, aşıların bulaşma, hastaneye yatış ya da ölüm gibi önemli klinik sonuçlarda azalma sağladığını gösteren “büyük ölçekli, ikili-kör, plasebo kontrollü” bir çalışmanın olmadığı savunuluyor.

Bu nedenlerle, yazarlar “acil olarak COVID-19 aşılarının piyasadan çekilmesini” öneriyor.

Giriş ve Temel Argümanlar

1. Hızlandırılmış Onay Süreci:

COVID-19 aşıları, acil durum izni (EUA) ile onaylandı; bu sürecin uzun vadeli güvenlik değerlendirmeleri açısından sınırlı olduğu iddia ediliyor.

Klinik denemelerde plasebo grubunun “kodunun açıklandığı” ve izleme süresinin erken sona erdiği; böylece uzun vadeli risklerin tam olarak incelenemediği belirtiliyor.

Çocuklar, hamileler, bağışıklık sistemi baskılanmış kişiler gibi kritik alt gruplar yeterince dahil edilmemiş.

Deneme son noktaları daha çok “hafif semptomların azalması”na odaklanmış, “şiddetli hastalık, hastaneye yatış veya ölüm” gibi daha kritik sonuçlar birincil hedef olarak belirlenmemiş.

2. Aşırı Ölüm (Excess Mortality):

Yazarlar, aşılama kampanyasının bazı ülkelerde “ölüm oranlarını artırmış olabileceği” yönünde çalışmalara atıf yapıyor.

Örneğin, bazı otopsi çalışmalarında aşılamadan sonra ölenlerin önemli bir kısmında aşı ile ölüm arasında “nedensel bağlantı” olabileceği değerlendirilmiş.

Ayrıca, farklı çalışmalarda aşılanmış nüfus ile aşılama oranı yüksek toplumlarda artan genel ölüm oranı arasında pozitif korelasyonlar rapor edilmiş.

Aynı zamanda, aşılama sonrası ölüm sayılarının bazı analize göre çok büyük (örneğin “milyonlar” düzeyinde) olabileceği iddia edilen tahminler var.

Yine de yazarlar, bu çalışmaların sınırlamaları olduğunu kabul ediyor: Gözlemsel veriler, raporlama yanlılığı, altta yatan sağlık durumları gibi karıştırıcı faktörler olabilir.

3. FDA Sınıf I Geri Çağırma Kriterleri:

Yazarlar, bildirilmiş ölüm sayısının aşırı yüksek olduğunu ve bu nedenle FDA’nın “Class I geri çağırma” kriterlerinin aşılar için geçerli olabileceğini iddia ediyor.

Geçmişte geri çağrılan aşılarla kıyaslandığında COVID-19 aşı ölüm bildirilerinin çok daha yüksek olduğu vurgulanıyor.

Bu durumun, veri güvenliği izlemesi ve risk azaltma stratejilerinde büyük eksikliklere işaret ettiği söyleniyor.

4. Negatif Etkinlik (Negative Efficacy):

Bazı çalışmalarda, aşılanmış kişilerin belirli koşullarda enfekte olma riskinin aşılama öncesi ya da tek doz almış kişilere kıyasla daha yüksek olabileceği (yani “negatif etkinlik”) iddia ediliyor.

Özellikle Omicron varyantı bağlamında, bazı mRNA aşılarının etkinliğinin zamanla düştüğü ve hatta bazı alt varyantlara karşı negatif hale geldiği öne sürülüyor.

Ayrıca, daha fazla doz alan bireylerde enfeksiyon riskinin arttığına dair bazı veriler var.

Küçük çocuklarda da bazı çalışmalarda aşılanmış olanların belirtili COVID-19 geliştirme olasılığının, aşılanmamış ya da az aşılanmış olanlara kıyasla daha yüksek olduğu bildirilmiş.

5. DNA Kontaminasyonu:

Farklı araştırmalar, mRNA aşılarında “DNA kontaminasyonu” tespit ettiklerini bildiriyor.

Bazı doz analizlerinde, DNA miktarının düzenleyici kurumlar (örneğin FDA ve EMA) için belirlenmiş güven sınırlarının çok üzerinde olduğu iddia ediliyor.

Bazı laboratuvar çalışmaları, bu kalıntı DNA’nın insan hücrelerine entegre olabileceği potansiyelini tartışıyor.

Bu DNA entegrasyonu riskinin uzun vadeli sağlık etkileri olabileceği, ancak bu konuda epidemiyolojik ya da mekanistik kanıtların hâlâ sınırlı olduğu da vurgulanıyor.

6. Klinik Etkinlik ve Sonuçların Eksikliği:

Yazarlar, aşının bulaşmayı, hastaneye yatışı veya ölüm oranını azalttığını gösteren “ikili kör, plasebo kontrollü, büyük ölçekli” bir çalışmanın olmadığını iddia ediyor.

Bu nedenle, aşıların “önemli klinik sonuçları iyileştirdiğini kanıtlayan güçlü veri eksikliği” olduğu görüşündeler.

Makalenin yazarları, COVID-19 aşılarının ciddi riskler taşıdığını, mevcut verilerin bu riskleri yeterince göstermekte olduğunu ve bu nedenle “acilen piyasadan çekilmesi” gerektiğini savunuyor.

Ayrıca, aşıların izlenmesi, veri güvenliği ve sorumluluk mekanizmalarında büyük eksiklikler olduğu; ve daha fazla adım atılmadan aşı programlarının devam etmesinin insan sağlığı açısından tehlikeli olabileceği belirtiliyor.

Yazarlar, bu konudaki çağrıların artacağını ve nihayetinde “kritik kitle” oluşana kadar aşıların piyasadan kaldırılması talebinin süreceğini öngörüyor.

2. Köşe Yazısı / Yorum (Analitik Perspektif)

COVID-19 aşıları, pandeminin zirvede olduğu yıllarda dünyanın en tartışmalı halk sağlığı müdahalelerinden biri haline geldi. Şimdi, Hulscher, Bowden ve McCullough’un makalesi bu tartışmayı yeniden alevlendiriyor: Onlara göre, aşıların riskleri faydalarından çok daha baskın ve bu yüzden “piyasadan çekilmeliler”.

Aşı Güvenliğinde Kritik Bir Uyarı mı?

Yazarlar, aşılama kampanyaları boyunca bildirilen ölüm vakaları, DNA kontaminasyonu ve “negatif etkinlik” gibi konuları ciddiye alıyorlar. Eğer bu iddialar doğrulanırsa, bu durumda aşıların yarardan ziyade zarar verdiği senaryosunun mantıksal temelleri oluşuyor. Makalede özellikle dikkat çekici birkaç nokta var:

1. Bildirilmiş Ölümler ve VAERS: VAERS, ABD’de gönüllü bir raporlama sistemi; sağlık çalışanları ve ilaç şirketleri bildiriyor, ancak bu bildirimler “sebep-sonuç ilişkisi”ni kesin göstermez. Yazarlar da bildirimlerin “eksik raporlandığını” ve ölüm sayılarının çok daha yüksek olabileceğini öne sürüyor. Bu iddia, veri şeffaflığı ve raporlama mekanizmalarının ne kadar güçlü olduğu konusunu ön plana çıkarıyor.

2. Geri Çağırma Kriterleri: FDA’nın “Class I recall” kriterlerinin aşılar için geçerli olabileceği argümanı, oldukça radikal bir öneri. Bunun gerçekleştirilebilmesi için düzenleyici kurumların verileri yeniden değerlendirmesi, bağımsız incelemeye izin vermesi ve potansiyel risklere karşı hızlı hareket etmesi gerekir – ki bu da hem politik hem bilimsel açıdan zor bir süreç.

3. Negatif Etkinlik: Bazı çalışmalarda, aşılananların enfeksiyon riskinin yükseldiği iddiası, klasik aşı paradigmasının ötesinde bir problem sunuyor. Bu, aşı etkisinin zamanla azalması veya bağışıklık baskısı, değişen virüs varyantları gibi dinamiklerle ilişkili olabilir. Ancak bu iddianın kesinliği, daha çok çalışma gerektirir.

4. DNA Kontaminasyonu: Bu, belki de en tartışmalı iddialardan biri. Eğer aşı dozlarında yüksek seviyede DNA parçası varsa ve bu parça insan hücrelerine entegre olabiliyorsa, uzun vadeli riskler ciddi olabilir. Fakat burada da “moleküler risk” ile “gerçek klinik hasar” arasında net bir köprü kurmak zor; yazarlar da bu konuda “sınırlı kanıt” olduğunu kabul ediyor.

5. Klinik Sonuçlardaki Belirsizlik: Aşının bulaşmayı, hastaneye yatışı ve ölümü ne kadar azalttığını net olarak gösteren “altın standart” (randomize, plasebo kontrollü) uzun vadeli çalışmaların eksikliği vurgulanıyor. Bu, aşı politikasının nasıl şekillendiği ve gelecekte nasıl revize edileceği açısından kritik bir soru.

Eleştiriler ve Potansiyel Çıkmazlar

Bu tür makaleler güçlü uyarılar içeriyor olsa da, tek bir perspektiften ibaret olabilir. Karşı görüşlerde, aşıların geniş kullanımının yüz milyonlarca hayat kurtardığı, ağır COVID vakalarını büyük ölçüde azalttığı ve toplumsal maliyetin düştüğü vurgulanır. Bu makalede bu faydaların bazıları “teorik” olarak değerlendirilmiş olabilir; ancak pratikte aşı programlarının katkıları da göz ardı edilmemeli.

Yazarların iddialarının çoğu gözlemsel çalışmalara dayanıyor. Gözlemsel veriler korelasyonlar sunar, neden-sonuç ilişkisini her zaman sağlam göstermez. Raportlama yanlılığı, seçilim hataları, diğer sağlık determinanları gibi değişkenler işleri karmaşıklaştırır.

“Piyasadan çekme” önerisi, düzenleyici kurumlar, ilaç şirketleri, halk sağlığı otoriteleri ve halk arasında büyük çatışmalar yaratabilir. Böyle bir hamle, bilimsel belirsizlik ve toplumsal güvensizlik ortamında uygulanması zor, riskli bir strateji olabilir.

Düşünülmesi Gereken Derin Sorular

Bu makale, aşı güvenliği ve düzenleyici sorumluluk konularında radikal ama önemli sorular ortaya koyuyor. Belki de en temel katkısı, “aşı zaten yapıldı, geriye dönüş yok” demek yerine, verileri yeniden değerlendirmemiz gerektiğini hatırlatması.

Aşılama politikalarında “duraklama” ve “gözden geçirme” mekanizmaları kurulmalı mı?

Raporlama sistemleri (örneğin VAERS) şeffaflık ve erişilebilirlik açısından nasıl geliştirilebilir?

Düzenleyici kurumlar, “geri çağırma” ihtimalini ciddiyetle ele almalı mı?

Uzun vadeli, bağımsız, yüksek kaliteli klinik çalışmalar (özellikle bulaşma, ölüm ve hastaneye yatış gibi kritik sonuçları değerlendiren) yapılmalı mı?

KAYNAK

YENİ DÜZENLENEN COVİD AŞİLARINDA BÜYÜK RİSK

Riskler Teorik Faydalardan Çok Daha Ağır Bastıkça COVID-19 Aşılarının Piyasadan Kaldırılması Çağrıları Yoğunlaşıyor

Piyasa Çekilmesi Çağrıları Yoğunlaşıyor: COVID-19 Aşılarının Riskleri Teorik Faydalarını Çok Aşmakta

Yazarlar: Nicolas Hulscher, Mary T. Bowden, Peter A. McCullough

Nicolas Hulscher — MPH, epidemiyolog, McCullough Foundation’da görevli.

Mary T. Bowden — Dr. Mary T. Bowden; ABD, Houston merkezli “Americans for Health Freedom” ile ilişkili.

Peter A. McCullough — MD, MPH, dahiliye uzmanı (internist), kardiyolog ve epidemiyolog.

Dünya genelinde COVID-19 aşı kampanyalarının “temel güvenlik ve etkinlik standartlarını” karşılayamadığı ve ciddi zarar kanıtlarının artmakta olduğu öne sürülüyor.

81.000’den fazla hekim, bilim insanı, araştırmacı ve vatandaş; 240 seçilmiş hükümet yetkilisi; 17 halk sağlığı / hekimlik organizasyonu ve diğerleri, COVID-19 aşılarının piyasadan çekilmesini talep ediyor.

6 Eylül 2024 itibarıyla, ABD’de CDC’ye bildirilen aşılama ile ilişkili 19.028 ölüm vakası var.

Tüm katılımcı ülkelerde VAERS’e (Aşı Yan Etki Raporlama Sistemi) bildirilen COVID-19 aşısı kaynaklı ölümler 37.544’e ulaşmış.

Yazarlar, bu sayının geçmişte pazardan çekilen aşıların geri çağırma sınırlarını “binlerce kat” aştığını iddia ediyor.

Aşılarda “aşırı ölüm oranı”, “negatif etkinlik” (yani bazı çalışmalarda aşılanmış kişilerin enfeksiyon açısından dezavantajlı olabileceği) ve “yaygın DNA kontaminasyonu” gibi ciddi riskler öne çıkarılıyor.

Ayrıca, aşıların bulaşma, hastaneye yatış ya da ölüm gibi önemli klinik sonuçlarda azalma sağladığını gösteren “büyük ölçekli, ikili-kör, plasebo kontrollü” bir çalışmanın olmadığı savunuluyor.

Bu nedenlerle, yazarlar “acil olarak COVID-19 aşılarının piyasadan çekilmesini” öneriyor.

Giriş ve Temel Argümanlar

1. Hızlandırılmış Onay Süreci:

COVID-19 aşıları, acil durum izni (EUA) ile onaylandı; bu sürecin uzun vadeli güvenlik değerlendirmeleri açısından sınırlı olduğu iddia ediliyor.

Klinik denemelerde plasebo grubunun “kodunun açıklandığı” ve izleme süresinin erken sona erdiği; böylece uzun vadeli risklerin tam olarak incelenemediği belirtiliyor.

Çocuklar, hamileler, bağışıklık sistemi baskılanmış kişiler gibi kritik alt gruplar yeterince dahil edilmemiş.

Deneme son noktaları daha çok “hafif semptomların azalması”na odaklanmış, “şiddetli hastalık, hastaneye yatış veya ölüm” gibi daha kritik sonuçlar birincil hedef olarak belirlenmemiş.

2. Aşırı Ölüm (Excess Mortality):

Yazarlar, aşılama kampanyasının bazı ülkelerde “ölüm oranlarını artırmış olabileceği” yönünde çalışmalara atıf yapıyor.

Örneğin, bazı otopsi çalışmalarında aşılamadan sonra ölenlerin önemli bir kısmında aşı ile ölüm arasında “nedensel bağlantı” olabileceği değerlendirilmiş.

Ayrıca, farklı çalışmalarda aşılanmış nüfus ile aşılama oranı yüksek toplumlarda artan genel ölüm oranı arasında pozitif korelasyonlar rapor edilmiş.

Aynı zamanda, aşılama sonrası ölüm sayılarının bazı analize göre çok büyük (örneğin “milyonlar” düzeyinde) olabileceği iddia edilen tahminler var.

Yine de yazarlar, bu çalışmaların sınırlamaları olduğunu kabul ediyor: Gözlemsel veriler, raporlama yanlılığı, altta yatan sağlık durumları gibi karıştırıcı faktörler olabilir.

3. FDA Sınıf I Geri Çağırma Kriterleri:

Yazarlar, bildirilmiş ölüm sayısının aşırı yüksek olduğunu ve bu nedenle FDA’nın “Class I geri çağırma” kriterlerinin aşılar için geçerli olabileceğini iddia ediyor.

Geçmişte geri çağrılan aşılarla kıyaslandığında COVID-19 aşı ölüm bildirilerinin çok daha yüksek olduğu vurgulanıyor.

Bu durumun, veri güvenliği izlemesi ve risk azaltma stratejilerinde büyük eksikliklere işaret ettiği söyleniyor.

4. Negatif Etkinlik (Negative Efficacy):

Bazı çalışmalarda, aşılanmış kişilerin belirli koşullarda enfekte olma riskinin aşılama öncesi ya da tek doz almış kişilere kıyasla daha yüksek olabileceği (yani “negatif etkinlik”) iddia ediliyor.

Özellikle Omicron varyantı bağlamında, bazı mRNA aşılarının etkinliğinin zamanla düştüğü ve hatta bazı alt varyantlara karşı negatif hale geldiği öne sürülüyor.

Ayrıca, daha fazla doz alan bireylerde enfeksiyon riskinin arttığına dair bazı veriler var.

Küçük çocuklarda da bazı çalışmalarda aşılanmış olanların belirtili COVID-19 geliştirme olasılığının, aşılanmamış ya da az aşılanmış olanlara kıyasla daha yüksek olduğu bildirilmiş.

5. DNA Kontaminasyonu:

Farklı araştırmalar, mRNA aşılarında “DNA kontaminasyonu” tespit ettiklerini bildiriyor.

Bazı doz analizlerinde, DNA miktarının düzenleyici kurumlar (örneğin FDA ve EMA) için belirlenmiş güven sınırlarının çok üzerinde olduğu iddia ediliyor.

Bazı laboratuvar çalışmaları, bu kalıntı DNA’nın insan hücrelerine entegre olabileceği potansiyelini tartışıyor.

Bu DNA entegrasyonu riskinin uzun vadeli sağlık etkileri olabileceği, ancak bu konuda epidemiyolojik ya da mekanistik kanıtların hâlâ sınırlı olduğu da vurgulanıyor.

6. Klinik Etkinlik ve Sonuçların Eksikliği:

Yazarlar, aşının bulaşmayı, hastaneye yatışı veya ölüm oranını azalttığını gösteren “ikili kör, plasebo kontrollü, büyük ölçekli” bir çalışmanın olmadığını iddia ediyor.

Bu nedenle, aşıların “önemli klinik sonuçları iyileştirdiğini kanıtlayan güçlü veri eksikliği” olduğu görüşündeler.

Makalenin yazarları, COVID-19 aşılarının ciddi riskler taşıdığını, mevcut verilerin bu riskleri yeterince göstermekte olduğunu ve bu nedenle “acilen piyasadan çekilmesi” gerektiğini savunuyor.

Ayrıca, aşıların izlenmesi, veri güvenliği ve sorumluluk mekanizmalarında büyük eksiklikler olduğu; ve daha fazla adım atılmadan aşı programlarının devam etmesinin insan sağlığı açısından tehlikeli olabileceği belirtiliyor.

Yazarlar, bu konudaki çağrıların artacağını ve nihayetinde “kritik kitle” oluşana kadar aşıların piyasadan kaldırılması talebinin süreceğini öngörüyor.

2. Köşe Yazısı / Yorum (Analitik Perspektif)

COVID-19 aşıları, pandeminin zirvede olduğu yıllarda dünyanın en tartışmalı halk sağlığı müdahalelerinden biri haline geldi. Şimdi, Hulscher, Bowden ve McCullough’un makalesi bu tartışmayı yeniden alevlendiriyor: Onlara göre, aşıların riskleri faydalarından çok daha baskın ve bu yüzden “piyasadan çekilmeliler”.

Aşı Güvenliğinde Kritik Bir Uyarı mı?

Yazarlar, aşılama kampanyaları boyunca bildirilen ölüm vakaları, DNA kontaminasyonu ve “negatif etkinlik” gibi konuları ciddiye alıyorlar. Eğer bu iddialar doğrulanırsa, bu durumda aşıların yarardan ziyade zarar verdiği senaryosunun mantıksal temelleri oluşuyor. Makalede özellikle dikkat çekici birkaç nokta var:

1. Bildirilmiş Ölümler ve VAERS: VAERS, ABD’de gönüllü bir raporlama sistemi; sağlık çalışanları ve ilaç şirketleri bildiriyor, ancak bu bildirimler “sebep-sonuç ilişkisi”ni kesin göstermez. Yazarlar da bildirimlerin “eksik raporlandığını” ve ölüm sayılarının çok daha yüksek olabileceğini öne sürüyor. Bu iddia, veri şeffaflığı ve raporlama mekanizmalarının ne kadar güçlü olduğu konusunu ön plana çıkarıyor.

2. Geri Çağırma Kriterleri: FDA’nın “Class I recall” kriterlerinin aşılar için geçerli olabileceği argümanı, oldukça radikal bir öneri. Bunun gerçekleştirilebilmesi için düzenleyici kurumların verileri yeniden değerlendirmesi, bağımsız incelemeye izin vermesi ve potansiyel risklere karşı hızlı hareket etmesi gerekir – ki bu da hem politik hem bilimsel açıdan zor bir süreç.

3. Negatif Etkinlik: Bazı çalışmalarda, aşılananların enfeksiyon riskinin yükseldiği iddiası, klasik aşı paradigmasının ötesinde bir problem sunuyor. Bu, aşı etkisinin zamanla azalması veya bağışıklık baskısı, değişen virüs varyantları gibi dinamiklerle ilişkili olabilir. Ancak bu iddianın kesinliği, daha çok çalışma gerektirir.

4. DNA Kontaminasyonu: Bu, belki de en tartışmalı iddialardan biri. Eğer aşı dozlarında yüksek seviyede DNA parçası varsa ve bu parça insan hücrelerine entegre olabiliyorsa, uzun vadeli riskler ciddi olabilir. Fakat burada da “moleküler risk” ile “gerçek klinik hasar” arasında net bir köprü kurmak zor; yazarlar da bu konuda “sınırlı kanıt” olduğunu kabul ediyor.

5. Klinik Sonuçlardaki Belirsizlik: Aşının bulaşmayı, hastaneye yatışı ve ölümü ne kadar azalttığını net olarak gösteren “altın standart” (randomize, plasebo kontrollü) uzun vadeli çalışmaların eksikliği vurgulanıyor. Bu, aşı politikasının nasıl şekillendiği ve gelecekte nasıl revize edileceği açısından kritik bir soru.

Eleştiriler ve Potansiyel Çıkmazlar

Bu tür makaleler güçlü uyarılar içeriyor olsa da, tek bir perspektiften ibaret olabilir. Karşı görüşlerde, aşıların geniş kullanımının yüz milyonlarca hayat kurtardığı, ağır COVID vakalarını büyük ölçüde azalttığı ve toplumsal maliyetin düştüğü vurgulanır. Bu makalede bu faydaların bazıları “teorik” olarak değerlendirilmiş olabilir; ancak pratikte aşı programlarının katkıları da göz ardı edilmemeli.

Yazarların iddialarının çoğu gözlemsel çalışmalara dayanıyor. Gözlemsel veriler korelasyonlar sunar, neden-sonuç ilişkisini her zaman sağlam göstermez. Raportlama yanlılığı, seçilim hataları, diğer sağlık determinanları gibi değişkenler işleri karmaşıklaştırır.

“Piyasadan çekme” önerisi, düzenleyici kurumlar, ilaç şirketleri, halk sağlığı otoriteleri ve halk arasında büyük çatışmalar yaratabilir. Böyle bir hamle, bilimsel belirsizlik ve toplumsal güvensizlik ortamında uygulanması zor, riskli bir strateji olabilir.

Düşünülmesi Gereken Derin Sorular

Bu makale, aşı güvenliği ve düzenleyici sorumluluk konularında radikal ama önemli sorular ortaya koyuyor. Belki de en temel katkısı, “aşı zaten yapıldı, geriye dönüş yok” demek yerine, verileri yeniden değerlendirmemiz gerektiğini hatırlatması.

Aşılama politikalarında “duraklama” ve “gözden geçirme” mekanizmaları kurulmalı mı?

Raporlama sistemleri (örneğin VAERS) şeffaflık ve erişilebilirlik açısından nasıl geliştirilebilir?

Düzenleyici kurumlar, “geri çağırma” ihtimalini ciddiyetle ele almalı mı?

Uzun vadeli, bağımsız, yüksek kaliteli klinik çalışmalar (özellikle bulaşma, ölüm ve hastaneye yatış gibi kritik sonuçları değerlendiren) yapılmalı mı?

KAYNAK;

Review: Calls for Market Removal of COVID-19 Vaccines Intensify as Risks Far Outweigh Theoretical Benefits

Kaynak: www.haberasi.com

Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.