Sedef Güler Davasında Bitmeyen Acı: Bir Anne, Bir Halı, İki Yıl Süren Sessizlik
“Kızımın cansız bedenini sardıkları halıyı bana eşyası diye verdiler.
İki sene geçti…
Hâlâ gelip almadılar.
Evladımın sarılıp denize atıldığı halıyla aynı evde yaşıyorum.
Sesimi ne zaman duyacaksınız?”
Bu sözler bir annenin feryadı değil sadece.

Bu sözler, adaletin eksik kaldığı yerde büyüyen bir utancın itirafı.
Sedef Güler, iddialara göre;
vücudu zincirlerle ve dambıllarla bağlanarak,
halıya sarılı halde,
denize atılarak öldürüldü.
Ve ardından olanlar, cinayetin kendisi kadar ağırdı.
Delil olması gereken o halı, bir tutanakla alınıp incelenmek yerine,
“eşya” denilerek anneye teslim edildi.

O günden bu yana tam iki yıl geçti.
Ne halıyı almaya gelen oldu,
ne de annenin sesini gerçekten duyan.
Bir anne,
evladının son nefesini verdiği nesneyle aynı evde yaşamaya mahkûm edildi.
Her gün…
Her gece…
Her bakışta yeniden.
Sedef Güler davası, 11 Şubat Çarşamba günü saat 14.00’te,
Bakırköy Adliyesi 4. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülecek.
Ancak bu dava yalnızca mahkeme salonlarında yürümüyor.
Bu dava, bir annenin kalbinde, kapatılmamış bir yara olarak sürüyor.
Önceki duruşmalarda annenin salona alınmaması,
kamuoyunun tepkisiyle son anda düzeltilmişti.
Ama şu soru hâlâ yanıtsız: Bir annenin adaleti, neden ısrarla engellenir?
Aile, iki yıldır yalnız.
Sessizliğe terk edilmiş, görmezden gelinmiş,
acıları “dosya numarası”na indirgenmiş halde.
Bu dava, yalnızca Sedef Güler’in davası değil.
Bu dava, “zamanla unutulur” denilen tüm kadınların davası.
Bu dava, adaletin ne kadar gecikebileceğinin acı bir belgesi.
Ve çağrı artık ricadan çıktı, haykırışa dönüştü:
Aileyi yalnız bırakmayın.
Bu dosya kapanmasın.
Bir annenin sesi daha fazla duvara çarpıp geri dönmesin.
Adalet, ancak duyulursa gelir.
Kaynak: www.haberasi.com