Bir ülkenin gerçek anlamda güçlü olması, yalnızca ekonomik verilerle, askeri kapasiteyle ya da uluslararası ilişkilerdeki başarılarla ölçülemez. Asıl güç, toplumun temel değerlerinde, siyaset anlayışında ve devlet yönetiminde yatar.
Siyasette ahlak, yönetimde adalet ve en önemlisi; ilkesizlik yerine tutarlılığı benimsemek, bir milletin geleceğini belirleyen yapı taşlarıdır.
Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün izinden giden bir millet için bu kavramlar sıradan değil, yaşamsal dır.
Bugün ne yazık ki siyasi arenada sıkça karşılaşılan sorunların başında tutarsızlık ve çıkarcılık gelmektedir. Dün söylediğini bugün reddeden, halkın karşısında farklı, kapalı kapılar ardında farklı konuşan politikacılar, sadece kendi itibarlarını değil, siyasetin tümüne duyulan güveni de zedeler.
Oysa siyaset, ilke işidir. Her dönemde değişen tavırlarla değil, sağlam bir ahlaki zeminle yapılmalıdır. Ahlakın olmadığı bir siyaset, kısa vadede kazanımlar sağlasa da, uzun vadede toplumsal çürümenin temelini atar.
Bu söz, körü körüne değişime ya da statükoya değil; akla, bilime ve ilkeye dayalı bir değişime işaret eder.
Tutarsızlık değil, gelişim için değişim gerekir.
Yönetimde adaletin sağlanmadığı bir ülkede ne ekonomik refah sürdürülebilir ne de toplumsal barış. Halkın vicdanında yer etmiş bir adalet anlayışı olmadan, hiçbir kalkınma planı başarıya ulaşamaz.
Atatürk bu konuyu da net şekilde ifade etmiştir:
“Adalet gücü bağımsız olmayan bir milletin, devlet halinde varlığı kabul olunmaz.”
Adalet sadece mahkemelerin değil, devletin her biriminde hissedilmelidir. Devletin verdiği kararlar, yaptığı uygulamalar, topluma güven vermelidir. Adaletin terazisi şaştığında, halk önce umudunu, sonra saygısını kaybeder.
Bugün ülkemizin en büyük sorunlarından biri de, “taklacı” diye tabir edilen, fikrini menfaatine göre her an değiştirebilen, rüzgâr nereye eserse oraya savrulan anlayışın yaygınlaşması dır.
Bu tutum sadece siyasette değil, toplumun genelinde ahlaki yozlaşmayı da beraberinde getirir.
Taklacı olmamak; dik durmayı, bedel ödemeyi, gerektiğinde yalnız kalmayı göze almak demektir. Ancak işte o zaman sözünüz değer kazanır, duruşunuz ilham verir.
Eğer bir gün gerçekten güçlü bir ülke olmak istiyorsak; siyasette ahlakı, yönetimde adaleti, bireylerde ise tutarlılığı hâkim kılmak zorundayız. Bu kolay bir yol değildir ama kalıcı bir kalkınmanın, gerçek bir medeniyetin tek yoludur.
Atatürk’ün gösterdiği hedef bellidir:
“Ey yükselen yeni nesil! İstikbal sizindir. Cumhuriyeti biz kurduk, onu yükseltecek ve yaşatacak sizsiniz.”
Bu yükseliş ancak ahlaklı siyaset, adaletli yönetim ve ilkeli bireylerle mümkündür. Taklacı değil, duruş sahibi oldukça; günü değil, geleceği düşündükçe; işte o zaman gerçekten güçlü bir ülke oluruz.
Kaynakça:
Kaynak: haberasi.com