Afyon’un 3500 nüfuslu küçük beldesi Taşoluk, günlerdir tek bir ağızdan haykırıyor: “Bir karış toprak vermeyiz!”
Sebep, beldede planlanan kil madeni. Kağıt üzerinde “ekonomik kalkınma” diye sunulan bu proje, gerçekte bölge halkının can damarına göz dikmiş durumda. Çünkü kil madeni, sadece toprağı değil, suyu da yutuyor. Rakamlar ürkütücü: Günde 1000 ton, ayda 30 bin ton, yılda tam 360 bin ton su tüketilecek.
Bu, yalnızca sayılardan ibaret değil. Bu su, beldenin içme suyundan, tarlasındaki mısırdan, buğdaydan, hayvanların yalaklarındaki sudan eksilecek. Yani bu rakam, doğrudan yaşamın kalbinden koparılan bir damardır.

Bir de işin görünmeyen yüzü var:
Açık ocak kazılarıyla tarım alanları yok olacak.
Kil işleme süreci, sulara çamur ve ağır metaller bırakacak.
Havanın tozla dolması, çocukların ciğerlerini zorlayacak.
Bitkiler, hayvanlar, kuşlar sessizce göç edecek.
Ve geriye beton gibi sert bir sessizlik kalacak.
Şimdi birileri çıkıp diyecek ki: “Ama ülke ekonomisine katkı…”
Hayır! Ekonomi, köyün çeşmesinden akan suyu kurutmak değildir. Kalkınma, insanın yaşamını hiçe saymak değildir.
Taşoluk halkı ayağa kalktı çünkü onlar biliyor: Toprak, sadece toprak değildir. Atadan kalmış mirastır, çocuklara bırakılacak emanettir. Bir karışını verirlerse, geriye ne su kalır ne de ekmek.
Şunu herkes bilsin: Taşoluk’taki çığlık, aslında Anadolu’nun her köyünde, her beldesinde yankılanıyor. Bu mesele yalnızca kil madeni değil; yaşamın ta kendisi. Ve halk diyor ki:
“Biz suyumuzu, toprağımızı, havamızı savunuyoruz. Çünkü başka Taşoluk yok.”