Veteriner hekimlik, yaşamı koruma yeminidir. Yaralı bir kuşun kanadını saran, bir sokak köpeğinin acısını dindiren, doğanın döngüsüne saygı duyan insanların mesleğidir. Bu meslek, sadece bilgi değil, vicdan gerektirir. Oysa ne acıdır ki, bugün bu kutsal mesleğin başında, yaşamı değil ölümü yücelten, hekimlik yeminini bir av tüfeğinin namlusuyla boğan kişiler yer alabiliyor.

Afyon Kocatepe Üniversitesi Veteriner Fakültesi’nin dekanlık makamında oturan PRF Dr. Turan Civelek yaşam hakkı savunucusu İbrahim Kaya’ nın açıklaması ve tespitleri sonucu hem avcı derneklerine üye aktif bir şekilde avcılık derneklerine üye olması ve bunu açıkça savunarak parmak kadar kuşları vurmakla övünmesi, hekimlik mesleği adına kara bir leke.
Üniversite tarihi adına da utanç vesikasıdır.
Veteriner hekimlik; yalnızca evcil hayvanlara değil, yaban hayatına da karşı sorumluluğu olan bir meslektir. Türk Veteriner Hekimleri Birliği’nin Etik İlkeleri’nde açıkça belirtilir:
“Veteriner hekim, hayvanlara zarar verecek hiçbir davranışta bulunamaz, zarar verilmesini teşvik edemez.”
Bu açık bir çizgidir. Ne yazık ki bugün, o çizginin ötesine geçen, akademik sıfatlarla kendini koruyan ama ruhunu vahşete adamış şahıslar, “akademisyen” kisvesi altında geleceğin veteriner hekimlerine yön vermeye çalışmaktadır.
Bugün gelinen nokta, bazı veterinerler sağlıklı hayvanlara ötenazi uyguluyor ya da dekan gibi avcılık yapıyor.
Yaşatmak yönünde olan veterinerlik mesleği keyfi can almak için kullanılamaz.
Bu hiçbir şekilde etik olmadığı gibi,ne hukuken ne de vicdanen kabul edilebilir.
Avcılığı “doğa sevgisi” diye pazarlayanlar, silahlarıyla ekosistemi delik deşik ederken, sadece hayvanları değil, mesleğin itibarını da katleder. Dekan sıfatını taşıyan biri, “kuş avı” gibi ilkel bir tutkuyu kamusal alanda savunuyorsa, burada sadece bir bireysel tercihten değil, kurumsal bir etik çöküşten söz etmemiz gerekir.
Bir veteriner hekim, hele ki bir fakülte dekanı, yaşamdan yana olmalıdır. Aksi, hem etik dışıdır hem de öğrencilerine verdiği tüm değerlerin sahte olduğunu gösterir.
Bugünün öğrencileri, yarının hekimleridir. Fakat onların önüne koyulan rol modeller, silahla hayvan öldürmeyi meşru gösterirse; empatiyi, merhameti, ekosistem dengesini nasıl öğreteceğiz? Onlara, “hayatı koruyun” demenin ne anlamı kalır?
Dekanın odasında tüfek, dilinde “av tutkusuyla” övünen sözler varsa, o fakültenin kürsüsünden etik değil ikiyüzlülük yayılır. Ve bu, sadece hayvanlar için değil, toplum sağlığı için de büyük bir tehdittir.
Sorumluluk, Sessiz Kalmakla Başlamaz
Veteriner hekimlik, doğayla bir anlaşmadır. Can almayı değil, cana can katmayı görev edinir. Bu yolda, avcılığı teşvik eden bir dekanın varlığı, üniversiteye ve meslek onuruna karşı açık bir ihanettir.
Bu şahsın yaptığı yalnızca bireysel bir ayıp değil, kurumsal etik değerlerin çöküşüdür. Akademi, yaşamı kutsayan bir bilinçle yeniden yapılanmadıkça; suskun kalmak, suça ortak olmaktır.
Tüm veteriner hekim adaylarına, hayvan hakları savunucularına ve duyarlı akademisyenlere sesleniyorum:
Silahın sesi bilimden, vicdandan ve yaşamdan yüksek çıkamaz.
Kaynak: www.haberasi.com