27 Aralık’ın Gölgesinde Bir Uyanış !

27 Aralık’ın Gölgesinde Bir Uyanış !

27 Aralık…
Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün Ankara’ya gelişinin yıldönümü.

Bir şehrin kaderinin, bir milletin rotasının değiştiği gün.

O günün hatırası yalnızca tarih kitaplarında değil; vicdanlarda, meydanlarda, suskun kalmayı reddeden yüreklerde yaşıyor. İşte bu nedenle 27 Aralık’ta vatanseverler bir araya geldi.

Bir anma için değil yalnızca; bir hatırlatma, bir itiraz, bir uyarı için.
Atatürk Ankara’ya geldiğinde imkânsızlık vardı ama istikamet netti.

Yayınlama: 27.12.2025
Düzenleme: 27.12.2025 18:27
61
A+
A-

27 Aralık’ın Gölgesinde Bir Uyanış !

27 Aralık…
Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün Ankara’ya gelişinin yıldönümü.

Bir şehrin kaderinin, bir milletin rotasının değiştiği gün.

O günün hatırası yalnızca tarih kitaplarında değil; vicdanlarda, meydanlarda, suskun kalmayı reddeden yüreklerde yaşıyor. İşte bu nedenle 27 Aralık’ta vatanseverler bir araya geldi.

Bir anma için değil yalnızca; bir hatırlatma, bir itiraz, bir uyarı için.
Atatürk Ankara’ya geldiğinde imkânsızlık vardı ama istikamet netti.

Bugün ise imkân çok, istikamet bulanık.

Türk milliyetçilerinin yükselen tepkisi tam da bu bulanıklığa karşıdır.
Son dönemde kamuoyuna yansıyan, PKK elebaşı Abdullah Öcalan’a yönelik “özgürlük” tartışmaları, toplumun geniş kesimlerinde yalnızca öfke değil, derin bir adalet yarası açmıştır.

Terörle mücadelede evlatlarını toprağa vermiş bir millet için bu tartışma bir fikir ayrılığı değildir; açık bir vicdan provokasyonudur.

Devlet, merhametiyle değil adaletiyle ayakta durur.

Adalet terazisi şaştığında, yalnızca hukuk değil, devletin meşruiyeti de yara alır.
Bugün en çok duyulan cümle şudur: Orantısız adalet.
Kime sert, kime yumuşak olduğu anlaşılmayan bir hukuk düzeni…

Bir yanda düşüncesini dile getirdiği için cezalandırılanlar, diğer yanda işlediği suçlar sabit olduğu hâlde “siyasi iklim” gerekçesiyle tartışmaya açılanlar. Bu tablo, adalet değil; belirsizlik üretir.

Belirsizlik ise toplumun sinir uçlarına dokunur.
Ekonomik tablo bu ruh hâlini daha da ağırlaştırıyor.

Alım gücü düşen, geleceğe dair umudu törpülenen bir toplum yalnızca yoksullaşmaz; aynı zamanda sertleşir, içe kapanır, güvensizleşir.

Sosyolojik çözülme tam da burada başlar.

İnsanlar devlete değil, dedikoduya inanır hâle gelir.

Psikolojik yıkım dediğimiz şey budur; Yarının bugünden daha iyi olacağına dair inancın kaybolması.
Türk milliyetçilerinin tepkisi, sanıldığı gibi yalnızca ideolojik değildir; Bu tepki, devlet aklının zayıflamasına, millet refleksinin yok sayılmasına karşıdır.

Bayrak romantizmi değil bu duruş, hesap soran bir aidiyet duygusudur.

“Bu ülke nereye gidiyor?” sorusunu yüksek sesle sorma cesaretidir.
27 Aralık bu yüzden önemlidir.

Çünkü Atatürk’ün Ankara’ya gelişi bir yolculuk değil, bir irade beyanıdır.

Bugün de ihtiyaç duyulan şey tam olarak budur: netlik, kararlılık ve adalet.
Unutulmamalıdır:
Devletin hafızası zayıflarsa, millet hatırlatır.
Adalet susarsa, meydanlar konuşur.
27 Aralık’ta toplananlar geçmişe ağıt yakmadı. Geleceğe not düştü. Ve o not şudur:
Bu ülke sahipsiz değildir.

Kaynak: www.haberasi.com

Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.