3.Ağustos. 2025 Bursa Mitingini orada bulunarak dinledim
5.Agustos 2025 Sözcü Tv’de Özlem Gürses’in programında Sn.Dervişoğlu’nub konuşmasıı izledim.
Sn.DERVİŞOĞLU cümlelerini çok dikkatli kullanan bir politikacı
Merkez sağda çok geniş bir sosyolojik tabana dayanan siyasi yapılanmayı hedeflediğ halde, parti tabanının MHP’nin gidişatını yanlış bulan milliyetçilerden oluştuğu bir gerçek.
Sn. DERVİŞOĞLU kendisini öylesine geliştirmiş, vizyoner bir politikacı olmuş.
Tarafsız gözle bakıldığında bu durum net olarak görülmektedir.
Ben gördüklerimi objektif bir biçimde değerlendirirken,
Meral Akşener’e dünyada olmadık sözler sarfettim.
Şimdi.!
Sn Musavat Dervişoğlu’nu övüyor diyenler olacaktır.
Sn. Musavat Beyi tanımam, oda beni tanımaz.
İlk adaylığını koyduğunda Meral AKŞENER’in gölgesinde olacağını düşündüğüm için Koray AYDIN’ı tercih etmiştim.
Önemli olan Türkiye için ne düşündüğüdür.
Konuşmaları bilimsel ölçekte analiz edildiğinde sadece Milliyetçilik kalıplarına sığmayacak bir politikacı olduğu görülmektedir.
Cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminin “UCUBE SİSTEMİ OLDUĞUNU”
Bundan kurtulmak için bütünleşerek
Güçlendirilmiş Parlamenter Sisteme geçme konusunda hem samimi, hemde liyakatlı olduğu görülmektedir.
Sn. Dervişoğlu, ya İYİ PARTİ’Yİ Merkez sağa açarak, Türkiye’nin ihtiyacı olan bir parti durumuna getirecek, ya da İYİ PARTİ’NİN Milliyetçilik dar kalıplarına sıkışarak devrini tamamlatacaktır.
Gördüğüm kadarıyla terör tehdidi
Sn. Dervişoğlu’nun zerre kadar umurunda değildir.
Bir dönem terör örgütüne karşı kelle koltukta birlikte mücadele verdiği dava arkadaşlarının, bugün terör örgütü ile görüşme masasına oturmasını içine sindirememektedir.
Bu nedenle üzüldüğü ve tıkandığı gözlenmektedir.
Olaylar karşısında teşhis ve tespitleri, bunlara getirdiği yorumlar çok isbetlidir.
Örgütün silah yakma tiyatrosu konusunda, “mağaradan geldiler, hurda 30 tüfeği yakıp, organize biçimde yine mağaraya döndüler” tespiti, olayı tam olarak anladığını göstermektedir.
Devlet Bahçeli’nin Cumhurbaşkanının iki Yardımcısı olsun.
Bunlardan birisi Kürt,
diğeri Alevi olsun görüşüne yaptığı itiraz, tam bir devlet adamı adabıdır.
Devleti yöneten kadroları liyakata bağlı olmaktan çıkarıp, etnik ve mezhep tercihine bağlanması,
Ulus Devleti yıkma girişimidir.
Tespiti çok doğrudur.
Bebek katili Öcalan’ın Demokratik Konfederalizm talebinin yaratacağı tehlikeyi net olarak görmüş ve doğru tavır almıştır.
TBMM’de Kanunsuz olarak, sadece Meclis Başkanının çağrısı ile kurulan Yıkım Komisyonuna üye vermemesi çok doğrudur.
Sebebini açıklarken tarihi gerçeklerden hareket ettiğini göstermiştir.
Bu komisyon 1920 yılında kurulan “Saltanat Şurası”nın aynısıdır demiştir.
O yıllarda Saltanat Şurası, Sevr’i halka anlatma, kabul ettirme çabası içindeydi, şimdi kurulan Yıkım Komisyonu da, yeni Sevr’i millete kabul ettirmek için kurulmuştur.
Sn.DERVİŞOĞLU Saltanat Şurası ile Yıkım Komisyonunun benzerliğini maddeler halinde anlatarak Milletin önüne koymuştur.
Her vatanseverin Dervişoğlu’nun bu kıyaslama notunu alıp ezberlemesi gerekir.
Sn.Dervişoğlu, Türkiye’nin önüne yeni Sevrin konulması karşısında çok doğru pozisyon almıştır.
Türkiye de iki siyasetçi dikkati çekmektedir.
Bunlar Sn.Mansur Yavaş ve Sn.Musavat Dervişoğlu’dur. Birbirinin hemen hemen aynısı olan bu iki siyasetçinin neden ayrı partilerde oldukları da sorgulanmalıdır.
Türkiye bir yol ayrımına gelmiştir.
“Ya Ulus Devlet ayakta kalacak,
Ya da Erdoğan’ın tanımladığı gibi Türk, Kürt, Arap etnik temeline dayanan, ümmet kardeşliğini esas alan, Demokratik Konfederalizm olacaktır.”
Ben safımı Ulus Devletten yana seçtim. Milletimizde safını seçmelidir.
“Yıkım Komisyonuna katılarak yanlış yapan siyasi partiler de gerçeği gördüklerinde ya Ulus Devlet yanında tavır alacaklar,
Ya da tarihe ihanet etmiş olarak geçeceklerdir.”
Sn DERVİŞOĞLU VE İYİ PARTİ’NİN
YOLUNU BAHTINI AÇIK ETSİN.
CENÂB-I ALLAH DA YARDIMCISI OLSUN.
“NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE”