Medeniyet karanlık mı

Paylaş

Zihin kıvrımlarımın arasına konuçlanmış kapkaranlık bir hiçlik… Gitmekle kalmak arasındaki boşlukları doldurmaya çalışan düşünsel telaşlarla birlikte var olan şeyler. Ne ki bu şeyler? Yaşam dediğimiz o iskeleti oluşturan kurgular bütünü mü yoksa merak edip sorguladıklarımız mı?
Sorulacak çok soru var. Cevaplayamazsak ne manası olur, bunu düşünelim. Tarih boyunca dönemsel olarak sınırlar koyamayacağım çünkü bu sınırlar her an değişebilir. İnsanlar merak duygusu ile varlıklarını sürdürmeyi öğrendiler. Dünyaya gelmemizin bir amacı vardı. Yükümlü olduğumuz sorumluluk bilinci ve toplumsal kaygı dürtüsü ile donanmış bir zihinle el aletlerini oluşturduk. Mağaralara yaşamlar kurup avcılıkla beslendik. Kocaman hayvanları avlarken korkmadık mı ya ruhları varsa bizim için dönerlerse diye. Elbette korktuk. Bu yüzden mağaraları kocaman kayalarla kapattık. Bütün o acıyı da mutluluğu da resmettik üstelik yaşamın sürdüğü mağara duvarlarına. Çünkü insandık. Sığınırken özgürlük, yaşarken keşifci, avcıyken korku doluyduk. Bütün duygular bizimle olmalıydı. Aksi halde olurmuydu: Yarımburgaz(İstanbul),Karain(Antalya) ve Üçağızlı(Hatay) mağaraları.Paleolitik dönemlerle başladı insanlığın gelişim zihin haritası.
Medeniyet karanlık mı? Büyük uygarlıklar gelişmiş medeniyetlere kapılar açtılar. Bilim, sanat ve mimari temelleri daha o zamanlar atılmaya başlanmıştı. Kanunlarla yönetildi şehirler ve insanlar. Mezopotamya’da ilk kanunlar Sümerler ile başlamıştır. Urgakina yasaları da bu dönemde çıkmıştır. Ur şehri din ile yönetiliyor söz söyleme hakkı her alanda da din adamlarındaydı. Sömürülen halk ve bir grup askerler bir gece ayaklanarak tanrı kral yönetimine son verdiler. Urganika yasalarının gerçekleştirilmesini sağladılar. Peki din adamlarını kızdıran bu devrim hareketi halk için faydalı olacak mıydı? Elbette çünkü herkesi ilgilendiren bir yasa çerçevesinde yönetim devamlılığını sürdürmüş ve halka refah yaşamın garantisini vermiştir. Örneğin, tarla sürenin,inek sağanın olmuştur. Mülkiyet kavramı oluşmuş ve kanuna aykırı davranışlar için para cezası uygulanmıştır. Sonra Babil imparatorluğu da Hammurabi kanunlarını yazmıştır. Şehrin dört bir yanına görünsün ve anlaşılsın diye. İşlenen her suç kısasa kısas olarak cezalandırılmıştır. Evi yapan mimarın yaptığı ev çöktüyse onun sorumluğu ve cezası mimarındır. Ve günümüze kadar bir çok yasalar oluşturulup ve kararlar alınmıştır. Peki caydırıcı nitelikte miydi, şartları yeterince ağır mıydı?
Medeniyet dediğimiz kavram tam olarak nasıl birşey ki birinin doruklarda yaşadığını diğeri diplerde bile yaşayamıyor. Tarihi dönemleri geride bırakarak soruyorum, bunca gelişmişlik üst düzey mekanik yaşam fazlasıyla hayal kırıklığı değil mi? Teknoloji ne kadar gelişirse gelişsin toplumun büyük bir bölümü aç ve yoksul, az kısmı aşırı zengin, ortalama çoğunluk durumu idare eder,bu kısmın da gözü aç ve diğerlerinin gözü tok kendi fakir…
Herşeyin bedelini ağır vergilerle yoksul halkın ödemesi tam olarak hangi toplumda başladı. Sanıyorum ki birçok devlette vardı. Babil de Mısır da ama vergi sayılabilir nitelikte değildi. Başlangıç Roma imparatorluğundaydı ve devamında Türklerde de Osmanlı da vergilendirme sistemi çeşitli şekillerde oluşturulmuştur.
Yani Babil den bugüne ne değişti hayatımızda. Hangi yasalar hangi cezalara kesildi. Yere göğe sığmadı insanlık, daha da ötesini keşfetme arzusunu tadarken… Zihin kıvrımlarımın arası yaşam üçgeni boşluğu, düşüncelerim uçurum kenarı, yok imkanı yaşamın hangi yasa hangi cezaya caydırıcı ki.

Paylaş

“Medeniyet karanlık mı” için bir görüş

  • Şu son günlerimizi derinden düşündüren bir yazı bütünü olmuş yazdıkların… tebrikler sevgilerimle..

    Yanıtla

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir