Liyakat Olmazsa Adalet de Bereket de Olmaz
Bir ülkenin zenginliği yalnızca sahip olduğu kaynaklarla değil, bu kaynakları etkin kullanacak ve doğru yönlendirecek yetişmiş insan gücüyle de ölçülür. Bu nedenle liyakat, yalnızca bir insan kaynakları yönetimi ilkesi değil, devlet yönetiminin kalitesinin ve ekonomik kalkınmanın temel unsurlarından biridir.
Liyakat; bir görevin bilgi, beceri, deneyim ve yetkinlik bakımından en uygun kişiye verilmesidir. Adaletin, fırsat eşitliğinin ve verimliliğin ortak zeminidir. Liyakatin geri plana itildiği ortamlarda kişisel yakınlıklar, siyasi aidiyetler ve kayırmacılık kamu yararının önüne geçebilir. Bunun bedelini ise yalnızca hakkı yenilenler değil, bütün toplum öder.
Bir kamu kurumunun başarısı, yalnızca bütçesinin büyüklüğüne veya personel sayısına bağlı değildir. Yöneticilerin yetkinliği, kararların niteliği ve kaynakların doğru kullanılması da belirleyicidir. Hatalı görevlendirmeler, yanlış kararlar, kaynak israfı ve denetim eksiklikleri kamu hizmetlerinin maliyetini artırırken hizmet kalitesini düşürebilir.
Her alanda liyakat önemlidir. Ancak eğitimde liyakat kaybı, çocuklarımızın ve gençlerimizin geleceğini yok edebilir. Sağlıkta liyakatsizlik hizmet kalitesini, kaynakların etkin kullanımını ve vatandaşın güvenini zedeler; bazı durumlarda hastanın yaşamını tehdit edebilir. Ancak liyakatin ekonomik boyutu da en az bunlar kadar hayatidir.
Kamu yatırımlarının planlanmasından ihalelere, teşviklerden denetim mekanizmalarına kadar kararların uzmanlık, nesnellik ve kamu yararı temelinde alınması gerekir. Kayırmacılığın ve çıkar ilişkilerinin belirleyici hale gelmesi, kaynakların verimsiz kullanılmasına, rekabetin bozulmasına ve maliyetlerin artmasına yol açabilir.
Borsa ve sermaye piyasaları da bu çerçevenin içindedir. Piyasalara duyulan güven; şeffaflığa, eşit kurallara, etkin denetime ve hesap verebilirliğe dayanır. İçeriden öğrenilen bilgilerin kötüye kullanılması, piyasa manipülasyonları ve denetim zafiyetleriyle mücadelede yetkin ve bağımsız denetim mekanizmaları büyük önem taşır. Liyakatin ve hesap verebilirliğin zayıflaması, yatırımcı güvenini ve piyasaların sağlıklı işleyişini olumsuz etkileyebilir.
Elbette her yolsuzluğun nedeni liyakat eksikliği değildir. Yolsuzlukla mücadele; güçlü denetim, şeffaflık, etkili yaptırım ve bağımsız kurumlar gerektirir. Ancak liyakat, bu mekanizmaların sağlıklı işlemesini destekleyen temel unsurlardan biridir.
Peki, çözüm nedir?
İşe alım, atama ve yükselme süreçlerinde açık, nesnel ve denetlenebilir ölçütler esas alınmalıdır. Mesleki yeterlilik, deneyim, performans ve etik ilkeler belirleyici olmalı; sınavların güvenilirliği sağlanmalı, mülakat süreçleri şeffaflaştırılmalıdır. Etkin denetim ve hesap verebilirlik güçlendirilirken siyasi iradenin politika belirleme yetkisi ile kamu yönetiminin mesleki yeterliliği ve tarafsızlığı arasında sağlıklı bir denge kurulmalıdır.
Bu yaklaşım herhangi bir siyasi görüşün tekelinde değildir. İktidarlar değişir, yönetimler değişir; ancak devletin kurumsal kapasitesini korumak, kamu kaynaklarını etkin kullanmak ve vatandaşın adalet duygusunu güçlendirmek ortak bir sorumluluktur. Çünkü kalkınma yalnızca ne kadar kaynağa sahip olduğumuzla değil, o kaynakları nasıl yönettiğimizle ilgilidir.
Liyakat kaybolduğunda hak edenin hakkı zedelenir, kurumların niteliği düşer, ekonomik kaynaklar verimsizleşir ve toplumsal güven aşınır. Bu nedenle liyakati savunmak, yalnızca adaleti savunmak değil; israfla mücadele etmek, yolsuzluk risklerini azaltmak, ekonomik verimliliği artırmak ve güçlü bir devlet kapasitesi oluşturmak demektir.
Unutmayalım: Liyakat adaletin güvencesi, verimliliğin ve etkinliğin anahtarıdır. Liyakatsizliğin bedelini toplum yoksullaşarak, bürokrasi saygınlığını yitirerek, devlet gücünü kaybederek, ülke ise bereketini tüketerek öder.
