HAMASETİN İKİ YÜZLÜLÜĞÜ !

Yayınlama: 28.11.2025
113
A+
A-

HAMASETİN İKİ YÜZLÜLÜĞÜ !

“Din elden gidiyor!” diye yıllardır ortalığı inletip de bugün dut yemiş bülbüle dönenler var ya…
İşte onlar için birkaç satır yazacağım; belki bir harf kadar utanırlar, belki de yine anlamazlar, kim bilir.

Papa İstanbul’un ortasında ayin yapıyor.

Fener Rum Patrikhanesi’ni ziyaret edip ekümeniklik iddiasına uluslararası meşruiyet kazandırıyor.
İznik’te tören düzenliyor.
Yani adeta “Ben buradayım” diye bütün dünyaya gösteri yapıyor.

Peki bizim memleketin “din elden gidiyor” şövalyeleri nerede?
Hani o her gün ekranlarda köpürenler, sosyal medyada parmaklarının ucuyla ülke kurtaranlar?
Bir anda sessizliğin ustası kesildiler.
Sanki hepsine aynı anda derin bir uyku ilacı verilmiş gibi.

Üstüne bir de şu akıl tutulması dolanan paylaşımı gördüm:
“Papa niye Anıtkabir’e gitmiş?”
Gerçekten soruyorum:
Atatürk mü çağırdı Papa’yı?
Atatürk mü izin verdi bu ayine?
Atatürk mü İstanbul’un göbeğinde ayin yapılmasına kapı açtı?

Tam tersine!
Atatürk, bu topraklarda dış güçlerin dini ağlarla nüfuz kurmasını kökünden bitiren adamdır.

Şimdi tarihsel akışa gelelim; çünkü bugün konuşanların %90’ı bu satırların yarısını bile bilmiyor:

* 3 Mart 1924 – Tevhid-i Tedrisat Kanunu
Cumhuriyet’in en kritik hamlesi.
Atatürk, tüm eğitim kurumlarını Millî Eğitim Bakanlığı’na bağladı.
Yabancı ve azınlık okulları dahil hiçbir kurumun “dini propaganda” yapmasına izin verilmedi.
Müfredatlar birleştirildi.
Misyoner okullarının imtiyaz düzeni sıfırlandı.
Amerikan Board raporlarında bile “Türkiye’de çalışma alanımızı bitiren düzenleme” diye geçer.

* 1925–1927 – Ruhsatsız ve propaganda yapan misyoner okulları kapatıldı.
Teftişler sonrası 50’den fazla kurum ya ruhsatsız oldukları ya Türkçe öğretmedikleri ya ayrılıkçı yayın dağıttıkları için kapatıldı.
Merzifon’daki Pontus merkezli Amerikan Koleji’nin kapatılması semboldür.
Adana, Kayseri, Bursa, Sivas, Diyarbakır, Tarsus… Hepsinde istasyonlar dağıtıldı.

* 1926 – Yabancı okullara milli şartlar getirildi.
Türk müdür yardımcısı şartı, Türk tarihi ve Türk dili derslerinin zorunluluğu, kitapların devlet onayı…
Dini propaganda kesin yasaklandı.
Bu şartları kabul etmeyen okul kapıdan içeri bile adım atamadı.

* Misyoner matbaaları kapatıldı ve denetlendi.
Osmanlı sonunda propaganda merkezi gibi çalışan matbaaların ruhsatları yenilenmedi.
Misyoner broşürleri toplatıldı.
Azınlık okullarındaki gizli dağıtımlar cezalandırıldı.
Propaganda hatları kökünden kesildi.

* Patrikhane’nin siyasi etkisi durduruldu.
Atatürk, Patrikhane’nin siyasi rol kesmesini “nifak kaynağı” olarak gördü ve net bir çerçeve çizdi:
“Sadece dini işlerle meşgul olacaksın.”
Ekümeniklik iddiasına izin verilmedi.
Yabancı devletlerle siyasi pazarlıklar tamamen engellendi.

Ve bugün?
Papa geliyor, ayin yapıyor, Patrikhane’nin ekümenik iddiasını uluslararası sahneye taşıyor.
İstanbul’un göbeğinde ayin yapılmasına kim izin veriyor?
İznik’te tören yapılmasına kim onay veriyor?
Patrikhane’nin statüsünün yavaş yavaş genişlemesine kim göz yumuyor?

Cevap ortada.
Ama bunu söylemekten korkanlar var.
Çünkü bu kez suçlayacakları kişi Atatürk değil.
Ağızlarına sakız yaptıkları ezberler bu olayda işlemiyor.

O yüzden susuyorlar.
O yüzden saklanıyorlar.
O yüzden “din elden gidiyor” naraları bir anda buhar oldu.

Gerçek şu:
Atatürk döneminde Papa’nın değil İznik’te, bu coğrafyada siyasi anlam taşıyan tek bir adım bile atmasına izin verilmezdi.
Bugün ise bütün bunları mümkün kılanlar belli, yetki verenler belli, kapıları açanlar belli.

Ve ortadaki koskoca ironi:
Atatürk’ün egemenliğini eleştirenler, bugün gerçek egemenlik aşınırken tıs bile diyemiyor.

Çünkü meseleleri din değil.
Meseleleri güç, ezber ve biat.
O ezber bozulunca da geriye sadece şu kalıyor:
Sessizlik.

Kaynak: www.haberasi.com

Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.