
Merkez yönetim kurulu toplantımız sürüyor.
hafta sonu önemli kayıplarımız oldu.
ırak’ın kuzeyinde,
hain teröristlerin saldırısında yaralanan iki mehmetçiğimiz,
piyade uzman çavuş cem ahmet kaya
ve piyade uzman çavuş halil şahin’in şehadet haberiyle
yüreklerimiz dağlandı.
şehitlerimize allah’tan rahmet,
acılı ailelerine ve milletimize sabır diliyorum.
yine hafta sonunda,
makine ve kimya endüstrisi aş’nin (mke)
ankara’daki fabrikasında yaşanan patlamada
(*****)
beş emekçimiz şehit oldu.
şehitlerimize allah’tan rahmet,
acılı yakınlarına ve milletimize sabırlar diliyoruz.
olayla ilgili adli ve idari soruşturmanın başlatıldığı açıklandı.
ama bakıldığında bu,
mke fabrikalarında yaşanan ilk patlama,
ilk can kaybı değil.
patlamanın yaşandığı fabrikayla ilgili olarak
sendikaların daha önce yaptığı pek çok uyarı var.
hükümetin verdiği modernizasyon sözünün
tam anlamıyla tutulmadığına,
patlama yerinde görev yapan personelin de
yeterli tecrübesi olmadığına yönelik iddialar var.
bir grup başkanvekilimiz
bir genel başkan yardımcımız
ve ankara milletvekillerimizden oluşan bir heyet
(*****)
patlamanın ardından derhal olay yerine gittiler,
bilgi alıp gelişmeleri takip ettiler.
bu elim olayla ilgili
araştırma ve soruşturma süreçlerinin
takipçisi olacağız.
yine bu hafta sonu,
cumhuriyetimizin yetiştirdiği büyük değerlerden,
dünyaca ünlü keman sanatçısı,
sn. suna kan’ı da yitirdik.
kendisine allah’tan rahmet,
kederli ailesine ve milletimize baş sağlığı diliyoruz.
değerli basın mensupları,
siyasetimizin unutulmaz isimlerinden
rahmetli osman bölükbaşı
“siyasetçilerin geçmişi sözlerine kefil olmalı.
(*****)
sözleri ileride kendilerinden davacı olmamalı” derdi.
sarayın kibir hastalığıyla malul başı,
kerameti kendinden menkul,
“faiz sebep, enflasyon sonuç” safsatasıyla,
ekonomiyi tek başına yönetmeye kalktı.
hormonlu bir büyümeyle cari açığı azdırdı.
paramızı pul etti, milleti enflasyon canavarının dişleri arasına attı.
bugün ödemeler dengesi verileri de açıklandı.
bir yıllık cari açık 58 milyar doları buldu.
bu son 11 yılın en yüksek cari açığı.
dört aylık cari açık ise
geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 50 artarak
30 milyar dolara ulaştı.
bu açığın 22 milyar 445 milyon doları
(*****)
döviz rezervleri satılarak kapatıldı.
saray’ın sözde türkiye modeli’nin
“cari fazla vererek enflasyonu düşürme” politikası
bir kere daha iflas etti.
saray bugüne kadar
işler çığırından çıktığını gördükçe,
bir yandan,
ihracatçıların dövizlerini zorla ellerinden aldı.
merkez bankası’nın rezervlerini
banka’nın arka kapısından sattı.
diğer yandan,
“liralaşma” diyerek,
hem döviz rezervlerini kuruttu,
hem de ekonomiyi dolara endeksledi.
(*****)
ekonomide sahte bir istikrar algısı yarattı.
ülkeyi döviz krizinin eşiğine getirdi.
“toplumun temelini altüst etmek için,
ulusal parayı yoldan çıkartmaktan
daha sinsi ve keskin bir araç yoktur” diyor,
ünlü ekonomist keynes.
bu hükümet de tam olarak bunu yaptı.
saraydaki sözde iktisatçının 2018’den bu yana,
yediği hurmaların faturası,
seçimden sonra önüne geldi.
ekonomideki oyuncuların artık hiç güvenmediği erdoğan da,
çareyi geçmişte görevden aldığı,
bir de üstüne halk bankası’nı dolandırmakla suçladığı,
(*****)
mehmet şimşek’i,
hazine ve maliye bakanlığı görevine getirmekte buldu.
onun ilk işi ise,
sarayın kibirlisinin
seçim öncesinde uyguladığı ekonomi politikalarını
akıl dışı ilan etmek oldu.
ama erdoğan,
oyun içinde zırt vırt kural değiştirerek,
saydamlıktan kaçarak, hesap vermeyerek,
ülkeyi öyle bir döviz sıkıntısına soktu ki,
şimdi yeni atadığı hazine ve maliye bakanı,
saray’ın kaçırdığı yatırımcılar ülkeye dönsün diye,
türkçe yerine,
ingilizce sosyal medya mesajlarıyla garanti vermek zorunda kaldı.
müslüman mahallesinde salyangoz sattı.
(*****)
piyasalar önce,
“erdoğan politikalarından vazgeçiliyor” diye düşündü.
seçimin birinci turundan sonra 700 puanı geçen,
kredi temerrüt risk primi bir miktar düştü.
merkez bankası’nın rezervleri eksideyken,
hala döviz sattığı,
seçimden önce merkez bankası’nın araç bağımsızlığını,
erdoğan’ın vesayetine teslim eden,
merkez bankası başkanı’nın yeni ekonomi yönetiminde de,
bddk başkanı olarak yer aldığı görülünce,
türkiye’nin risk primleri yeniden yükselerek
500 baz puanın üzerine çıktı.
döviz piyasalarında mayıs’tan bu yana süren,
hararet düşmedi, daha da arttı.
(*****)
değerli basın mensupları,
hazine ve maliye bakanı sosyal medyadan,
şeffaflık,
tutarlılık,
hesap verebilirlik,
öngörülebilirlik sözleri veriyor.
ama bu sözlerinin inandırıcı olması için
önce merkez bankası’nın arka kapısından
2018 seçimlerinde,
128 milyar doların,
ardından bu seçimlere kadar da bir o kadarının daha,
kuralsız, denetimsiz kimlere satıldığının,
ortaya konması gerekiyor.
sır gibi saklanan
“kur korumalı mevduat” uygulaması kapsamında,
merkez bankası’nın ne kadar paraya döviz garantisi verdiğinin,
(*****)
bu uygulamanın bankaya ne kadara mal olduğunun,
açıklanması gerekiyor.
“hesap verebilirlik” deniyorsa,
banka’nın zarardaki bilançosunun,
muhasebe kuralları değiştirilerek,
bir gecede nasıl kâr eder hale getirildiğinin,
uluslararası kabul görmüş muhasebe standartlarına,
uygun olup olmadığının,
bu kârların,
hazine yerine afad’a aktarılarak denetimden kaçırılan paraların,
nasıl kullanıldığının anlatılması gerekiyor.
yine merkez bankası’nın ihracatçılardan zorla satın aldığı
ihracat bedellerinin tutarlarının,
banka’nın doğrudan verdiği kredilerin şartlarının
ve bundan yararlanan şirketlerin açıklanması gerekiyor.
(*****)
ayrıca son dönemde,
rusya’dan yapılan kredili ithalat miktarını,
rusya’ya ne kadar borçlandığımızı gösteren,
botaş’ın güncel bilançosunun açıklanması gerekiyor.
son olarak da,
tüik’in
tüfe,
büyüme
ve işsizlik verileri konusunda
güvenilirliğini yeniden kazanması için
gereken, geriye dönük teknik araştırmanın
başlatıldığının açıklanması gerekiyor.
bunlar olmadan,
ingilizce sosyal medya mesajlarında
kendinizi “şeffaflık” diye, “hesap verebilirlik” diye
(*****)
ne kadar paralasanız boş…
hepsi lafı güzaf…
yeni hazine ve maliye bakanı,
“aman ha,
benden duymadığınız haberlere inanmayın” diyerek,
saraydaki çakma ekonomistin,
bir kere daha zırvalarıyla ortalığı birbirine katmasına karşı
önlem almaya çalışsa da
durum ortada…
şu an saray yönetimindeki görüntü
tam bir didişme,
tam bir yönetim zafiyeti…
bakan güven sağlamak için yurt dışından,
merkez bankası’nın başına ithal başkan getiriyor.
(*****)
saray da,
yeni bakana
direksiyonun kimde olduğunu hatırlatmak için
sözünden çıkmayan eski merkez bankası başkanını,
bankacılık düzenleme ve denetleme kurulunun başına getiriyor.
erdoğan, bu atamayla
bakanına ve merkez bankası başkanına,
“arkadaşlar siz rasyonel politikalarınızı,
ancak ve ancak
benim izin verdiğim sınırlar içinde uygulayabilirsiniz” diyor.
“bağımsızlık dediysek,
o kadar da bağımsız değilsiniz ha” mesajı veriyor.
daha önce devlet yönetiminde,
birçok istikrar programını yapılmasında ve yönetiminde yer almış,
ülkenin en büyük krizlerinden birinde,
(*****)
ekonomiyi yeniden toparlamak için,
hazine müsteşarlığı görevine atanan bir kişi olarak söylüyorum.
saydamlık ve hesap vermeyle ilgili somut adım atılmadıkça,
güçlü çapalara sahip bir program ortaya konmadıkça,
erdoğan da sürece müdahale ettikçe,
ekonomide yeniden güven sağlamanın,
milletimize maliyeti hızla artacaktır.
daha sıkı bir para politikası,
yani daha yüksek faiz,
daha değersiz lira gerekecektir.
daha sıkı bir maliye politikası,
yani daha düşük memur maaşı,
daha düşük emekli, dul, yetim aylığı,
daha düşük yatırım,
daha yüksek vergiler gerekecektir.
(*****)
bu da,
daha fazla durgunluk,
daha fazla işsizlik demektir.
ve bu aymazlık,
ekonomi yönetimindeki bu örtülü çekişme sürerse,
korkarım bu yönetim ekonomiyi,
ımf kapısına bırakmak zorunda kalacaktır.
değerli basın mensupları,
“rasyonel mi olsun,
irrasyonel mi olsun,
mehmet gelsin,
hafize gelsin,
şahap da şurada onları kontrol etsin” derken,
saraydaki çakma ekonomistin laçka ettiği ekonomide,
paramızın pul olması,
(*****)
dar ve sabit gelirli yurttaşlarımızın hayatını,
her geçen gün daha da zorlaştırıyor.
türk lirası’nın dolar karşısındaki değeri eridi.
1 dolar 23,5 liranın üzerine çıktı.
oysa 14 mayıs’tan önce
1 dolar 19 lira 58 kuruştu.
seçimden bu yana geçen bir ayda,
bir dolar almak için
4 lira 7 kuruş fazla ödemek zorundayız.
döviz bitti.
tl pul oldu, olmaya da devam ediyor.
zam yağmuru hızlanıyor.
(*****)
1 kiloluk tiryaki çayının fiyatı
seçimden önce 96 liraydı,
şimdi 138 liraya çıktı.
benzinin litresine 2,70 tl,
mazotun litresine 1,40 tl
lpg’ye 68 kuruş zam geldi.
sigaraya zam, alkollü içeceklere zam
ithal ürünlerin tamamına zam…
şimdi ekmeğin fiyatının
fırınlara un desteğinin bitmesiyle
6 liradan 10 liraya çıkması konuşuluyor.
makarnadan her türlü unlu mamule
ciddi fiyat artışlarının kapıda olduğu haberleri geliyor.
(*****)
fiyat artıyor da bunun çiftçiye faydası var mı?
ne gezer?
biz,
“buğdayda taban fiyat 13 bin liranın altına düşmesin” dedik.
seçim bitti,
saray 9 bin 250 lira fiyat açıkladı.
ama geçen yıla göre yüzde 24 fiyat artışı
çiftçinin maliyetlerine yetmiyor.
diyarbakırlı buğday üreticisi
tohum, mazot, gübre, ilaç, hasat, harman, sigorta derken
“bu fiyattan çiftçinin eline kalan sıfır lira” diye dert yanıyor.
peki, bu çiftçi bu fiyatla nasıl geçinecek?
gelecek sene tarlasını nasıl ekecek?
bu millet nasıl çay içecek?
(*****)
nasıl işine gidecek?
çoluğunu çocuğuna okula giderken nasıl harçlık verecek?
evine nasıl ekmek götürecek?
paramız pul olmaya devam ettikçe,
her şeye zam geliyor.
milletimizin cüzdanını
tenceresini boşaltıyor.
insanlar evinin kirasını ödeyip
öyle ya da böyle
karnının gurultusunu kesebiliyorsa,
kendini yaşadım sanıyor.
artık ücretle veya maaşla çalışan sabit gelirli bir vatandaşın
bir araba alabilmesi çok zor.
ev almak ise hayal.
(*****)
ev almayı geçtik,
kiralık bir ev bulup kirasını ödeyebilmek bile çok zor.
son bir yılda, 120 metrekare bir evin kirası
tekirdağ’da 3 bin 200 liradan 8 bin 600 liraya
istanbul’da 8 bin liradan 17 bin liraya
ankara’da 3 bin 800 liradan 11 bin 100 liraya
diyarbakır’da 2 bin 400 liradan 6 bin 300 liraya
samsun’da 3 bin liradan 7 bin 500 liraya
sivas’ta 1.400 liradan 6 bin liraya fırladı.
yaşamak sabah işe gidip,
akşamın geç saatinde eve dönmek,
evinin kirası, çocukların nafakası için ömür çürütmek değil.
bu yaşamak değil.
(*****)
bu hükümet
dünyanın en verimli topraklarına sahip,
jeopolitik konumuyla, genç nüfusuyla, ekonomisiyle
vatandaşlarına emsallerinden çok daha fazla
refah sağlayabilecek bu ülkeyi,
erasmus’un dediği gibi
“insanların hiç yaşamadan öldüğü” bir yere çevirdi.
ülkemizde çalışanların yarısından fazlası
asgari ücret veya civarında bir ücret karşılığı çalışıyor.
asgari ücret,
10 bin 362 liraya ulaşan açlık sınırının 1.856 lira altında.
önceki dönemin çalışma bakanı,
mayıs ayı başında,
“500 dolar bazında asgari ücret” sözü vermişti.
bu bile asgari ücreti açlık sınırının üstüne
(*****)
zar zor çıkarıyor.
işkur’un açıkladığı
kayıtlı işsiz sayısı 10 ay sonra ilk defa
mayıs’ta 63 bin kişi arttı.
tüik’in nisan ayı işsizlik verileri ise bugün açıklandı.
gerçek işsiz sayısı bir ayda 795 bin kişi arttı.
türkiye’de işsiz sayısı 23 ay sonra
yeniden 9 milyon sınırının üzerine çıktı.
bu,
dünya üzerinde 99 ülkenin nüfusundan fazla.
önümüzdeki günlerde “rasyonel politikalar” uygulansa da,
uygulanmasa da bu sayılar hızla artacaktır.
sanayi üretimi de durgunluğun ilk sinyallerini veriyor.
sanayi üretimi son 6 ayın 4’ünde yıllık olarak geriledi.
(*****)
en son nisan verisine göre,
sanayi üretimi yüzde 1,2 düştü.
ama paramızın değer yitirmesinin,
milletimizin sırtına bindirdiği yük,
bu kadarla sınırlı değil.
seçimin başından bu yana
paramızın değer kaybetmesi neticesinde,
türkiye’nin dış borçlarının türk lirası karşılığını da
olağanüstü seviyelere taşındı.
türkiye’nin,
net dış borcu 235 milyar dolar
seçimin başından bu yana
türk lirası’nın değer kaybı,
(*****)
türkiye’nin net dış borcunun türk lirası karşılığını
957 milyar tl artırdı.
hazine son dönemde
yurt içinden de dövizle borçlandı.
“ilk günahı” işledi.
bugün hazine’nin iç borcunun dörtte biri
yani 29 milyar dolarlık kısmı da döviz cinsinden.
paramızın değer kaybetmesi sonucunda,
buradan da 116 milyar liralık bir kur farkı yükü oluştu.
bir de kur korumalı mevduat var…
bankacılık düzenleme ve denetleme kurumu’na göre
2 haziran 2023 itibariyle,
kur korumalı mevduatta biriken para
(*****)
toplam 2 trilyon 533 milyar 607 milyon lira.
o günkü kurla 121 milyar dolar.
seçim sonrasında paramızın değer kaybı nedeniyle,
buradan da
500 milyar lira yük geliyor.
bunun üçte birlik kısmını,
bankaların faiz olarak ödeyeceği varsayımıyla,
hazine ve merkez bankası’na,
yani milletin sırtına binecek yükün,
300-350 milyar tl arasında olması bekleniyor.
bir de,
“milletin cebinden tek kuruş çıkmadan yaptık” diyerek
yandaşlarına döviz garantili ihalelerle pazarladıkları,
kamu özel işbirliği projeleri var.
(*****)
bu projeler yüzünden milletimizin,
geçmediği yollar, köprüler,
uçmadığı hava alanları için,
2023-2025 döneminde bütçeden
15 milyar 521 milyon dolar ödemesi öngörülmüş.
seçimden bu yana
tl’deki değer kaybı nedeniyle buradan gelen ek yük de,
63 milyar tl.
tüm bu kalemleri topladığınızda,
seçimin ilk turundan bu yana,
paramızın değer kaybetmesi sonucunda,
devletin yükümlülükleri nedeniyle,
milletin sırtına yüklenen fatura,
1 trilyon 400 milyar lirayı geçiyor.
(*****)
önümüzdeki günlerde tl’nin değer kaybını yavaşlatmak için,
merkez bankası faiz artırmak zorunda.
burada da sorun geçtiğimiz dönemde,
bankalara zorla satılan düşük faizli kâğıtlar.
bankacılık sisteminde,
sistemik bir zafiyetin önlenmesi için,
bu kâğıtların da
daha yüksek faizli hazine kâğıtlarıyla değiştirilmesi gerekecek.
buradan da ciddi bir maliyet milletimizin sırtına binecek.
bunlar bu hesaba dahil değil.
“1 trilyon 400 milyar liralık fatura”
ağızdan bir çırpıda çıkıyor çıkmasına da,
bu parayla yapılabileceklere baktığımızda
işin vahametini daha iyi anlıyoruz.
(*****)
neleri kaybettiğimizi görüyoruz.
döviz kurlarındaki son bir aylık artışın
milletimizin sırtına yüklediği faturayla
3 tane osmangazi köprüsü dâhil istanbul-izmir otoyolu,
üstüne 3 tane atatürk barajı
üstüne 3 tane avrasya tüneli
üstüne 3 tane fatih sultan mehmet
3 tane de yavuz sultan selim köprüsü yapılırdı.
tüm bunları yaptıktan sonra da
elinizde 4 milyar dolar para kalırdı.
“faiz sebep, enflasyon sonuç,
türkiye ekonomi modeli,
liralaşma” safsatalarıyla,
ekonomiyi harap eden,
ekonomi bilmez, bilimden anlamaz kibir abidesinin
(*****)
verdiği zararın boyutu inanılmaz.
şunu hiç unutmamak gerekir:
“güven ruh gibidir,
bir kere çıktığı bedene bir daha geri dönmez.”
doğru program,
doğru kadro
ve buna güç veren siyasi irade,
doğru ve güven veren politikanın üçlü sacayağıdır.
bunlardan biri bile olmazsa
o yapı milletin üzerine yıkılır.
amerika birleşik devleteri’nden ithal
merkez bankası başkanı getirmek,
bizim ortak politikalar mutabakat metnimizden,
kes-yapıştır yapmak da
(*****)
bu yönetimi güvenilir yapmaz.
ekonomideki oyuncular
“huylunun huyundan vazgeçtiğini” görmek istiyorlar.
erdoğan’ın yegâne amacının,
londra ve new york’taki sıcak paracıları türkiye’ye getirmek,
mart 2024’teki yerel seçimlere kadar
döviz krizini ertelemek olmadığını görmek istiyorlar.
erdoğan artık ekonomide oyun alanının kalmadığını görecek mi?
istikrar politikası uygulanmasına razı olacak mı?
yoksa yine,
sebebi olduğu enkazın tüm sorumluluğunu,
yeni bakan’ın üstüne atacak mı?
(*****)
kendi de “allah affetsin, millet affetsin” deyip
masadan kalkacak mı?
ülkeyi ımf kapısına düşürecek mi?
görünen o ki erdoğan ekonomide,
oyun alanı kalmadığının hala farkında değil.
piyasalarda kendine güvenin dibe vurduğunu hala görmüyor.
ülkede her iki seçmenden birinin
kendisine karşı olduğunu da anlamıyor.
genel başkanımız,
bir, iki ve üç sandıklı yerlerdeki seçim sonuçlarını açıkladı.
bunu yaparken de vatandaşı değil,
kendimizi eleştirdi.
ama gösterdiği tepkiye bakılırsa,
saray bundan çok rahatsız olmuşa benziyor.
(*****)
işini yapacağına,
seçimde attığı iftiralardan,
yaptırdığı sahte videolardan,
milletin vergileriyle çalışanlarına maaş ödeyen trt’yi
saray borazanı gibi kullanmaktan hiç utanmadığı görülüyor.
hala on parmağındaki on karayı partimize sürmeye,
bu ülkenin en köklü partisine
hala ayar vermeye kalkmaya cüret ediyor.
değerli basın mensupları,
biz ülkemizin içinde olduğu sıkıntıların farkındayız.
tüm bu şartlar altında,
her iki vatandaşımızdan birinin,
cumhurbaşkanı adayımız
kemal kılıçdaroğlu’na verdiği oyu dağıtmadan,
örgütümüzü, rekabetçi bir ortamda yenilemeyi,
(*****)
değişen, tazelenen kadrolarımızla mahalli idareler seçimini,
açık ara kazanmayı hedefliyoruz.
bu çerçevede,
genel başkanımız ilk olarak myk’sını yeniledi.
myk’mız da ilk iş olarak,
kongreler takvimini başlattı.
mümkün olan en kısa sürede,
kongreler süreci,
parti meclisimizin uygun gördüğü bir tarihte,
kurultayımızla taçlanacaktır.
bu süreç devam ederken,
önümüzdeki yerel seçimleri kazanmak için,
parti üyesinden genel başkanımıza kadar,
(*****)
partimizin her bir ferdi,
var gücüyle çalışacaktır.
hedefimiz,
bu seçimlerde hükümeti tarihi bir yenilgiye uğratmaktır.
benim söyleyeceklerim bu kadar.
şimdi sorularınız varsa alabilirim.
***Basın Toplantısı***
12.06.2023
Değerli Basın Mensupları,
Merkez Yönetim Kurulu toplantımız sürüyor.
Hafta sonu önemli kayıplarımız oldu.
Irak’ın kuzeyinde,
Hain teröristlerin saldırısında yaralanan iki Mehmetçiğimiz,
Piyade Uzman Çavuş Cem Ahmet Kaya
Ve Piyade Uzman Çavuş Halil Şahin’in şehadet haberiyle
Yüreklerimiz dağlandı.
Şehitlerimize Allah’tan rahmet,
Acılı ailelerine ve milletimize sabır diliyorum.
Yine hafta sonunda,
Makine ve Kimya Endüstrisi AŞ’nin (MKE)
Ankara’daki fabrikasında yaşanan patlamada
(*****)
Beş emekçimiz şehit oldu.
Şehitlerimize Allah’tan rahmet,
Acılı yakınlarına ve milletimize sabırlar diliyoruz.
Olayla ilgili adli ve idari soruşturmanın başlatıldığı açıklandı.
Ama bakıldığında bu,
MKE fabrikalarında yaşanan ilk patlama,
İlk can kaybı değil.
Patlamanın yaşandığı fabrikayla ilgili olarak
Sendikaların daha önce yaptığı pek çok uyarı var.
Hükümetin verdiği modernizasyon sözünün
Tam anlamıyla tutulmadığına,
Patlama yerinde görev yapan personelin de
Yeterli tecrübesi olmadığına yönelik iddialar var.
Bir Grup Başkanvekilimiz
Bir Genel Başkan Yardımcımız
Ve Ankara milletvekillerimizden oluşan bir heyet
(*****)
Patlamanın ardından derhal olay yerine gittiler,
Bilgi alıp gelişmeleri takip ettiler.
Bu elim olayla ilgili
Araştırma ve soruşturma süreçlerinin
Takipçisi olacağız.
Yine bu hafta sonu,
Cumhuriyetimizin yetiştirdiği büyük değerlerden,
Dünyaca ünlü keman sanatçısı,
Sn. Suna Kan’ı da yitirdik.
Kendisine Allah’tan rahmet,
Kederli ailesine ve milletimize baş sağlığı diliyoruz.
Değerli Basın Mensupları,
Siyasetimizin unutulmaz isimlerinden
Rahmetli Osman Bölükbaşı
“Siyasetçilerin geçmişi sözlerine kefil olmalı.
(*****)
Sözleri ileride kendilerinden davacı olmamalı” derdi.
Sarayın kibir hastalığıyla malul başı,
Kerameti kendinden menkul,
“Faiz sebep, enflasyon sonuç” safsatasıyla,
Ekonomiyi tek başına yönetmeye kalktı.
Hormonlu bir büyümeyle cari açığı azdırdı.
Paramızı pul etti, milleti enflasyon canavarının dişleri arasına attı.
Bugün Ödemeler Dengesi verileri de açıklandı.
Bir yıllık cari açık 58 milyar doları buldu.
Bu son 11 yılın en yüksek cari açığı.
Dört aylık cari açık ise
Geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 50 artarak
30 milyar dolara ulaştı.
Bu açığın 22 milyar 445 milyon doları
(*****)
Döviz rezervleri satılarak kapatıldı.
Saray’ın sözde Türkiye Modeli’nin
“Cari fazla vererek enflasyonu düşürme” politikası
Bir kere daha iflas etti.
Saray bugüne kadar
İşler çığırından çıktığını gördükçe,
Bir yandan,
İhracatçıların dövizlerini zorla ellerinden aldı.
Merkez Bankası’nın rezervlerini
Banka’nın arka kapısından sattı.
Diğer yandan,
“Liralaşma” diyerek,
Hem döviz rezervlerini kuruttu,
Hem de ekonomiyi dolara endeksledi.
(*****)
Ekonomide sahte bir istikrar algısı yarattı.
Ülkeyi döviz krizinin eşiğine getirdi.
“Toplumun temelini altüst etmek için,
Ulusal parayı yoldan çıkartmaktan
Daha sinsi ve keskin bir araç yoktur” diyor,
Ünlü ekonomist Keynes.
Bu Hükümet de tam olarak bunu yaptı.
Saraydaki sözde iktisatçının 2018’den bu yana,
Yediği hurmaların faturası,
Seçimden sonra önüne geldi.
Ekonomideki oyuncuların artık hiç güvenmediği Erdoğan da,
Çareyi geçmişte görevden aldığı,
Bir de üstüne Halk Bankası’nı dolandırmakla suçladığı,
(*****)
Mehmet Şimşek’i,
Hazine ve Maliye Bakanlığı görevine getirmekte buldu.
Onun ilk işi ise,
Sarayın Kibirlisinin
Seçim öncesinde uyguladığı ekonomi politikalarını
Akıl dışı ilan etmek oldu.
Ama Erdoğan,
Oyun içinde zırt vırt kural değiştirerek,
Saydamlıktan kaçarak, hesap vermeyerek,
Ülkeyi öyle bir döviz sıkıntısına soktu ki,
Şimdi yeni atadığı Hazine ve Maliye Bakanı,
Saray’ın kaçırdığı yatırımcılar ülkeye dönsün diye,
Türkçe yerine,
İngilizce sosyal medya mesajlarıyla garanti vermek zorunda kaldı.
Müslüman mahallesinde salyangoz sattı.
(*****)
Piyasalar önce,
“Erdoğan politikalarından vazgeçiliyor” diye düşündü.
Seçimin birinci turundan sonra 700 puanı geçen,
Kredi Temerrüt Risk primi bir miktar düştü.
Merkez Bankası’nın rezervleri eksideyken,
Hala döviz sattığı,
Seçimden önce Merkez Bankası’nın araç bağımsızlığını,
Erdoğan’ın vesayetine teslim eden,
Merkez Bankası Başkanı’nın yeni ekonomi yönetiminde de,
BDDK Başkanı olarak yer aldığı görülünce,
Türkiye’nin risk primleri yeniden yükselerek
500 baz puanın üzerine çıktı.
Döviz piyasalarında Mayıs’tan bu yana süren,
Hararet düşmedi, daha da arttı.
(*****)
Değerli Basın Mensupları,
Hazine ve Maliye Bakanı sosyal medyadan,
Şeffaflık,
Tutarlılık,
Hesap verebilirlik,
Öngörülebilirlik sözleri veriyor.
Ama bu sözlerinin inandırıcı olması için
Önce Merkez Bankası’nın arka kapısından
2018 Seçimlerinde,
128 milyar doların,
Ardından bu seçimlere kadar da bir o kadarının daha,
Kuralsız, denetimsiz kimlere satıldığının,
Ortaya konması gerekiyor.
Sır gibi saklanan
“Kur Korumalı Mevduat” uygulaması kapsamında,
Merkez Bankası’nın ne kadar paraya döviz garantisi verdiğinin,
(*****)
Bu uygulamanın Bankaya ne kadara mal olduğunun,
Açıklanması gerekiyor.
“Hesap verebilirlik” deniyorsa,
Banka’nın zarardaki bilançosunun,
Muhasebe kuralları değiştirilerek,
Bir gecede nasıl kâr eder hale getirildiğinin,
Uluslararası kabul görmüş muhasebe standartlarına,
Uygun olup olmadığının,
Bu kârların,
Hazine yerine AFAD’a aktarılarak denetimden kaçırılan paraların,
Nasıl kullanıldığının anlatılması gerekiyor.
Yine Merkez Bankası’nın ihracatçılardan zorla satın aldığı
İhracat bedellerinin tutarlarının,
Banka’nın doğrudan verdiği kredilerin şartlarının
Ve bundan yararlanan şirketlerin açıklanması gerekiyor.
(*****)
Ayrıca son dönemde,
Rusya’dan yapılan kredili ithalat miktarını,
Rusya’ya ne kadar borçlandığımızı gösteren,
BOTAŞ’ın güncel bilançosunun açıklanması gerekiyor.
Son olarak da,
TÜİK’in
TÜFE,
Büyüme
Ve işsizlik verileri konusunda
Güvenilirliğini yeniden kazanması için
Gereken, geriye dönük teknik araştırmanın
Başlatıldığının açıklanması gerekiyor.
Bunlar olmadan,
İngilizce sosyal medya mesajlarında
Kendinizi “şeffaflık” diye, “hesap verebilirlik” diye
(*****)
Ne kadar paralasanız boş…
Hepsi lafı güzaf…
Yeni Hazine ve Maliye Bakanı,
“Aman ha,
Benden duymadığınız haberlere inanmayın” diyerek,
Saraydaki çakma ekonomistin,
Bir kere daha zırvalarıyla ortalığı birbirine katmasına karşı
Önlem almaya çalışsa da
Durum ortada…
Şu an Saray yönetimindeki görüntü
Tam bir didişme,
Tam bir yönetim zafiyeti…
Bakan güven sağlamak için yurt dışından,
Merkez Bankası’nın başına ithal başkan getiriyor.
(*****)
Saray da,
Yeni Bakana
Direksiyonun kimde olduğunu hatırlatmak için
Sözünden çıkmayan eski Merkez Bankası Başkanını,
Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulunun başına getiriyor.
Erdoğan, bu atamayla
Bakanına ve Merkez Bankası Başkanına,
“Arkadaşlar siz rasyonel politikalarınızı,
Ancak ve ancak
Benim izin verdiğim sınırlar içinde uygulayabilirsiniz” diyor.
“Bağımsızlık dediysek,
O kadar da bağımsız değilsiniz ha” mesajı veriyor.
Daha önce devlet yönetiminde,
Birçok istikrar programını yapılmasında ve yönetiminde yer almış,
Ülkenin en büyük krizlerinden birinde,
(*****)
Ekonomiyi yeniden toparlamak için,
Hazine Müsteşarlığı görevine atanan bir kişi olarak söylüyorum.
Saydamlık ve hesap vermeyle ilgili somut adım atılmadıkça,
Güçlü çapalara sahip bir program ortaya konmadıkça,
Erdoğan da sürece müdahale ettikçe,
Ekonomide yeniden güven sağlamanın,
Milletimize maliyeti hızla artacaktır.
Daha sıkı bir para politikası,
Yani daha yüksek faiz,
Daha değersiz lira gerekecektir.
Daha sıkı bir maliye politikası,
Yani daha düşük memur maaşı,
Daha düşük emekli, dul, yetim aylığı,
Daha düşük yatırım,
Daha yüksek vergiler gerekecektir.
(*****)
Bu da,
Daha fazla durgunluk,
Daha fazla işsizlik demektir.
Ve bu aymazlık,
Ekonomi yönetimindeki bu örtülü çekişme sürerse,
Korkarım bu yönetim ekonomiyi,
IMF kapısına bırakmak zorunda kalacaktır.
Değerli Basın Mensupları,
“Rasyonel mi olsun,
İrrasyonel mi olsun,
Mehmet gelsin,
Hafize gelsin,
Şahap da şurada onları kontrol etsin” derken,
Saraydaki çakma ekonomistin laçka ettiği ekonomide,
Paramızın pul olması,
(*****)
Dar ve sabit gelirli yurttaşlarımızın hayatını,
Her geçen gün daha da zorlaştırıyor.
Türk Lirası’nın dolar karşısındaki değeri eridi.
1 dolar 23,5 liranın üzerine çıktı.
Oysa 14 Mayıs’tan önce
1 Dolar 19 lira 58 kuruştu.
Seçimden bu yana geçen bir ayda,
Bir Dolar almak için
4 lira 7 kuruş fazla ödemek zorundayız.
Döviz bitti.
TL pul oldu, olmaya da devam ediyor.
Zam yağmuru hızlanıyor.
(*****)
1 kiloluk Tiryaki çayının fiyatı
Seçimden önce 96 liraydı,
Şimdi 138 liraya çıktı.
Benzinin litresine 2,70 TL,
Mazotun litresine 1,40 TL
LPG’ye 68 kuruş zam geldi.
Sigaraya zam, alkollü içeceklere zam
İthal ürünlerin tamamına zam…
Şimdi ekmeğin fiyatının
Fırınlara un desteğinin bitmesiyle
6 liradan 10 liraya çıkması konuşuluyor.
Makarnadan her türlü unlu mamule
Ciddi fiyat artışlarının kapıda olduğu haberleri geliyor.
(*****)
Fiyat artıyor da bunun çiftçiye faydası var mı?
Ne gezer?
Biz,
“Buğdayda taban fiyat 13 bin liranın altına düşmesin” dedik.
Seçim bitti,
Saray 9 bin 250 lira fiyat açıkladı.
Ama geçen yıla göre yüzde 24 fiyat artışı
Çiftçinin maliyetlerine yetmiyor.
Diyarbakırlı buğday üreticisi
Tohum, mazot, gübre, ilaç, hasat, harman, sigorta derken
“Bu fiyattan çiftçinin eline kalan sıfır lira” diye dert yanıyor.
Peki, bu çiftçi bu fiyatla nasıl geçinecek?
Gelecek sene tarlasını nasıl ekecek?
Bu millet nasıl çay içecek?
(*****)
Nasıl işine gidecek?
Çoluğunu çocuğuna okula giderken nasıl harçlık verecek?
Evine nasıl ekmek götürecek?
Paramız pul olmaya devam ettikçe,
Her şeye zam geliyor.
Milletimizin cüzdanını
Tenceresini boşaltıyor.
İnsanlar evinin kirasını ödeyip
Öyle ya da böyle
Karnının gurultusunu kesebiliyorsa,
Kendini yaşadım sanıyor.
Artık ücretle veya maaşla çalışan sabit gelirli bir vatandaşın
Bir araba alabilmesi çok zor.
Ev almak ise hayal.
(*****)
Ev almayı geçtik,
Kiralık bir ev bulup kirasını ödeyebilmek bile çok zor.
Son bir yılda, 120 metrekare bir evin kirası
Tekirdağ’da 3 bin 200 liradan 8 bin 600 liraya
İstanbul’da 8 bin liradan 17 bin liraya
Ankara’da 3 bin 800 liradan 11 bin 100 liraya
Diyarbakır’da 2 bin 400 liradan 6 bin 300 liraya
Samsun’da 3 bin liradan 7 bin 500 liraya
Sivas’ta 1.400 liradan 6 bin liraya fırladı.
Yaşamak sabah işe gidip,
Akşamın geç saatinde eve dönmek,
Evinin kirası, çocukların nafakası için ömür çürütmek değil.
Bu yaşamak değil.
(*****)
Bu Hükümet
Dünyanın en verimli topraklarına sahip,
Jeopolitik konumuyla, genç nüfusuyla, ekonomisiyle
Vatandaşlarına emsallerinden çok daha fazla
Refah sağlayabilecek bu ülkeyi,
Erasmus’un dediği gibi
“İnsanların hiç yaşamadan öldüğü” bir yere çevirdi.
Ülkemizde çalışanların yarısından fazlası
Asgari ücret veya civarında bir ücret karşılığı çalışıyor.
Asgari ücret,
10 bin 362 liraya ulaşan açlık sınırının 1.856 lira altında.
Önceki dönemin Çalışma Bakanı,
Mayıs ayı başında,
“500 dolar bazında asgari ücret” sözü vermişti.
Bu bile asgari ücreti açlık sınırının üstüne
(*****)
Zar zor çıkarıyor.
İŞKUR’un açıkladığı
Kayıtlı işsiz sayısı 10 ay sonra ilk defa
Mayıs’ta 63 bin kişi arttı.
TÜİK’in Nisan ayı işsizlik verileri ise bugün açıklandı.
Gerçek işsiz sayısı bir ayda 795 bin kişi arttı.
Türkiye’de işsiz sayısı 23 ay sonra
Yeniden 9 milyon sınırının üzerine çıktı.
Bu,
Dünya üzerinde 99 ülkenin nüfusundan fazla.
Önümüzdeki günlerde “rasyonel politikalar” uygulansa da,
Uygulanmasa da bu sayılar hızla artacaktır.
Sanayi üretimi de durgunluğun ilk sinyallerini veriyor.
Sanayi üretimi son 6 ayın 4’ünde yıllık olarak geriledi.
(*****)
En son Nisan verisine göre,
Sanayi üretimi yüzde 1,2 düştü.
Ama paramızın değer yitirmesinin,
Milletimizin sırtına bindirdiği yük,
Bu kadarla sınırlı değil.
Seçimin başından bu yana
Paramızın değer kaybetmesi neticesinde,
Türkiye’nin dış borçlarının Türk Lirası karşılığını da
Olağanüstü seviyelere taşındı.
Türkiye’nin,
Net dış borcu 235 milyar dolar
Seçimin başından bu yana
Türk Lirası’nın değer kaybı,
(*****)
Türkiye’nin Net Dış Borcunun Türk Lirası karşılığını
957 milyar TL artırdı.
Hazine son dönemde
Yurt içinden de dövizle borçlandı.
“İlk günahı” işledi.
Bugün Hazine’nin iç borcunun dörtte biri
Yani 29 milyar dolarlık kısmı da döviz cinsinden.
Paramızın değer kaybetmesi sonucunda,
Buradan da 116 milyar liralık bir kur farkı yükü oluştu.
Bir de Kur Korumalı Mevduat var…
Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu’na göre
2 Haziran 2023 itibariyle,
Kur Korumalı Mevduatta biriken para
(*****)
Toplam 2 trilyon 533 milyar 607 milyon lira.
O günkü kurla 121 milyar dolar.
Seçim sonrasında paramızın değer kaybı nedeniyle,
Buradan da
500 milyar lira yük geliyor.
Bunun üçte birlik kısmını,
Bankaların faiz olarak ödeyeceği varsayımıyla,
Hazine ve Merkez Bankası’na,
Yani milletin sırtına binecek yükün,
300-350 milyar TL arasında olması bekleniyor.
Bir de,
“Milletin cebinden tek kuruş çıkmadan yaptık” diyerek
Yandaşlarına döviz garantili ihalelerle pazarladıkları,
Kamu Özel İşbirliği Projeleri var.
(*****)
Bu projeler yüzünden milletimizin,
Geçmediği yollar, köprüler,
Uçmadığı hava alanları için,
2023-2025 döneminde bütçeden
15 milyar 521 milyon dolar ödemesi öngörülmüş.
Seçimden bu yana
TL’deki değer kaybı nedeniyle buradan gelen ek yük de,
63 milyar TL.
Tüm bu kalemleri topladığınızda,
Seçimin ilk turundan bu yana,
Paramızın değer kaybetmesi sonucunda,
Devletin yükümlülükleri nedeniyle,
Milletin sırtına yüklenen fatura,
1 trilyon 400 milyar lirayı geçiyor.
(*****)
Önümüzdeki günlerde TL’nin değer kaybını yavaşlatmak için,
Merkez Bankası faiz artırmak zorunda.
Burada da sorun geçtiğimiz dönemde,
Bankalara zorla satılan düşük faizli kâğıtlar.
Bankacılık sisteminde,
Sistemik bir zafiyetin önlenmesi için,
Bu kâğıtların da
Daha yüksek faizli Hazine kâğıtlarıyla değiştirilmesi gerekecek.
Buradan da ciddi bir maliyet milletimizin sırtına binecek.
Bunlar bu hesaba dahil değil.
“1 trilyon 400 milyar liralık fatura”
Ağızdan bir çırpıda çıkıyor çıkmasına da,
Bu parayla yapılabileceklere baktığımızda
İşin vahametini daha iyi anlıyoruz.
(*****)
Neleri kaybettiğimizi görüyoruz.
Döviz kurlarındaki son bir aylık artışın
Milletimizin sırtına yüklediği faturayla
3 tane Osmangazi Köprüsü dâhil İstanbul-İzmir Otoyolu,
Üstüne 3 tane Atatürk Barajı
Üstüne 3 tane Avrasya Tüneli
Üstüne 3 tane Fatih Sultan Mehmet
3 tane de Yavuz Sultan Selim Köprüsü yapılırdı.
Tüm bunları yaptıktan sonra da
Elinizde 4 milyar dolar para kalırdı.
“Faiz sebep, enflasyon sonuç,
Türkiye ekonomi modeli,
Liralaşma” safsatalarıyla,
Ekonomiyi harap eden,
Ekonomi bilmez, bilimden anlamaz kibir abidesinin
(*****)
Verdiği zararın boyutu inanılmaz.
Şunu hiç unutmamak gerekir:
“Güven ruh gibidir,
Bir kere çıktığı bedene bir daha geri dönmez.”
Doğru program,
Doğru kadro
Ve buna güç veren siyasi irade,
Doğru ve güven veren politikanın üçlü sacayağıdır.
Bunlardan biri bile olmazsa
O yapı milletin üzerine yıkılır.
Amerika Birleşik Devleteri’nden ithal
Merkez Bankası başkanı getirmek,
Bizim Ortak Politikalar Mutabakat Metnimizden,
Kes-yapıştır yapmak da
(*****)
Bu yönetimi güvenilir yapmaz.
Ekonomideki oyuncular
“Huylunun huyundan vazgeçtiğini” görmek istiyorlar.
Erdoğan’ın yegâne amacının,
Londra ve New York’taki sıcak paracıları Türkiye’ye getirmek,
Mart 2024’teki yerel seçimlere kadar
Döviz krizini ertelemek olmadığını görmek istiyorlar.
Erdoğan artık ekonomide oyun alanının kalmadığını görecek mi?
İstikrar politikası uygulanmasına razı olacak mı?
Yoksa yine,
Sebebi olduğu enkazın tüm sorumluluğunu,
Yeni Bakan’ın üstüne atacak mı?
(*****)
Kendi de “Allah affetsin, millet affetsin” deyip
Masadan kalkacak mı?
Ülkeyi IMF kapısına düşürecek mi?
Görünen o ki Erdoğan ekonomide,
Oyun alanı kalmadığının hala farkında değil.
Piyasalarda kendine güvenin dibe vurduğunu hala görmüyor.
Ülkede her iki seçmenden birinin
Kendisine karşı olduğunu da anlamıyor.
Genel Başkanımız,
Bir, iki ve üç sandıklı yerlerdeki seçim sonuçlarını açıkladı.
Bunu yaparken de vatandaşı değil,
Kendimizi eleştirdi.
Ama gösterdiği tepkiye bakılırsa,
Saray bundan çok rahatsız olmuşa benziyor.
(*****)
İşini yapacağına,
Seçimde attığı iftiralardan,
Yaptırdığı sahte videolardan,
Milletin vergileriyle çalışanlarına maaş ödeyen TRT’yi
Saray borazanı gibi kullanmaktan hiç utanmadığı görülüyor.
Hala on parmağındaki on karayı partimize sürmeye,
Bu ülkenin en köklü partisine
Hala ayar vermeye kalkmaya cüret ediyor.
Değerli Basın Mensupları,
Biz ülkemizin içinde olduğu sıkıntıların farkındayız.
Tüm bu şartlar altında,
Her iki vatandaşımızdan birinin,
Cumhurbaşkanı adayımız
Kemal Kılıçdaroğlu’na verdiği oyu dağıtmadan,
Örgütümüzü, rekabetçi bir ortamda yenilemeyi,
(*****)
Değişen, tazelenen kadrolarımızla mahalli idareler seçimini,
Açık ara kazanmayı hedefliyoruz.
Bu çerçevede,
Genel Başkanımız ilk olarak MYK’sını yeniledi.
MYK’mız da ilk iş olarak,
Kongreler takvimini başlattı.
Mümkün olan en kısa sürede,
Kongreler süreci,
Parti Meclisimizin uygun gördüğü bir tarihte,
Kurultayımızla taçlanacaktır.
Bu süreç devam ederken,
Önümüzdeki yerel seçimleri kazanmak için,
Parti üyesinden Genel Başkanımıza kadar,
(*****)
Partimizin her bir ferdi,
Var gücüyle çalışacaktır.
Hedefimiz,
Bu seçimlerde hükümeti tarihi bir yenilgiye uğratmaktır.
Benim söyleyeceklerim bu kadar.
Şimdi sorularınız varsa alabilirim.