7 Eylül akşamı, bir PC kafenin loş ışıkları altında iki çocuk oyun oynuyordu. Hayat, ekranın içindeki kadar masum görünüyordu.
O masanın birinde 15 yaşındaki Fatih Açacı vardı. Telefonu içeride, cüzdanı içeride, yarım kalmış oyunu içeride kaldı.
Kendisi ise bir daha dönemedi.
Ailesiyle konuştuğumda ilk cümle şu oldu:
“Toprağın altında yatan benim kardeşim. O da bir çocuktu.”
Olay basit bir kavga değil. Planlı bir çağırma var.
Fail, Fatih’i kafenin önüne geliyor ve dışarı çağırıyor.

Fatih, kısa süreliğine çıkacağını söyleyip eşyalarını bırakıyor. Bu ayrıntı önemli. İnsan, kavga etmeye giderken telefonunu, cüzdanını masada bırakmaz. Bu bir hesaplaşmaya değil, bir çağrıya cevap vermekti.
Parkta tartışma çıkarılıyor. Bilinçli biçimde. Ve sonra bıçak.
Bir kez değil.
İki kez değil.
Tam 12 kez.
Savcılık dosyasında “haksız tahrik” ifadesi geçiyor. Gerekçe olarak Fatih’in kendini savunma çabası gösteriliyor. Yani bir çocuk, bıçaklı saldırıdan kurtulmaya çalıştığı için saldırganın cezasında indirim isteniyor.
Aile bu noktada soruyor:
“Fail ‘çocuk’ denilerek korunuyorsa, benim kardeşimin hakkını kim koruyacak?”
Dosyada bir başka detay daha var. Failin yanında olay yerine birlikte geldiği ve birlikte kaçtığı belirtilen milli boksör bir arkadaşı bulunuyor.

Fatih’i tutmuş olma ihtimali yüksek deniliyor. Ancak kamera kaydı olmadığı gerekçesiyle tutuklanmıyor. İki duruşmaya çağrıldığı halde gelmeyen bu kişi, ancak sosyal medya baskısı sonrası ifadeye gidiyor.
Adalet sisteminin en zor sınavı budur:
Ölenin sesi yoktur.
Yaşayanın ise soruları vardır.
3 Mart’ta karar duruşması görülecek. Fail, suçu işlediği sırada 18 yaşından küçük olduğu için alabileceği en yüksek ceza 24 yıl. Ancak herkes biliyor ki infaz sistemi içinde bu sürenin tamamı fiilen yatılmıyor. Aile indirimsiz, üst sınırdan ceza talep ediyor. “Bu bile acımızı hafifletmez,” diyorlar. “Ama indirim olursa, bu yalnızca bizi değil, toplumu da yaralar.”
Çünkü mesele yalnızca bir ailenin yasını tutması değil.
Mesele, 15 yaşındaki bir çocuğun 12 bıçak darbesiyle öldürüldüğü bir ülkede, “tahrik” kavramının nasıl yorumlandığı.
Hukuk, failin yaşına bakar. Toplum ise fiilin ağırlığına.
Eğer bir çocuk parkta defalarca bıçaklanıyorsa ve biz burada “indirimin teknik şartlarını” tartışıyorsak, ortada yalnızca bir dava değil, bir vicdan meselesi vardır.
Fatih geri gelmeyecek. Bu kesin.
Ama bu dava, başka Fatihler olup olmayacağını belirleyecek.
Aile net: “Bizim canımız yandı. Mücadelemizin tek amacı, başka ailelerin canı yanmasın.”
Gazetecilik bazen mesafeyi korumaktır. Bazen de gerçeği çıplak bırakmak.
Bu dosyada gerçek şu:
Bir çocuk öldü.
Diğerinin geleceği mahkemenin elinde.
Ve toplum, karar gününde yalnızca bir hükmü değil, adalet duygusunun hangi yöne savrulacağını izleyecek.
Kaynak: www.haberasi.com