Ak Saçlı Bilgelerden ‘Eski Toprak’ Yalnızlığına: Bir Vefa Borcu mu, Bir Yük mü?
Eskinin o ağırbaşlı, sözü dinlenen “ak saçlı bilgeleri” gitti; yerine modern hayatın hızına yetişemeyen, teknoloji labirentinde kaybolmuş ve kalabalıklar içinde yalnızlığa terk edilmiş “eski topraklar” geldi. Bir zamanlar ailenin ve sokağın merkezinde duran o büyüklerimizi, bugün hayatın dış kapı mandalı gibi görmeye başladık. Sahi, ne ara yaşlanmayı bir “hüküm giymek” gibi algılar olduk?
Hız Çağının Sabırsız Yolcularıyız
Bugün her şeyi “hızlı” tüketiyoruz. Fast-food yemekler, 15 saniyelik videolar, anlık mesajlar… Bu hız tutkusu içinde, adımları yavaşlamış, kelimeleri seçerek konuşan bir büyüğe tahammülümüz kalmadı. Market kasasında parasını ağır ağır çıkaran bir teyzenin arkasında beklerken saatine bakan o sabırsız kalabalık, aslında kendi geçmişine ve geleceğine sırt dönüyor. Onların yavaşlığı, bizim ruhsuz hızımızın bir aynası aslında.
Saygı Koltukta Başlayıp Koltukta Bitmemeli
Bizim toplumumuzda yaşlıya saygı, sadece toplu taşımada “yer vermek” klişesine sıkıştırıldı. Bir gence sorsanız, “Yer verdim ya, daha ne yapayım?” cevabını alırsınız. Oysa asıl saygı; bir büyüğün hayat tecrübesine yer açmak, ona hala işe yaradığını hissettirmek ve en önemlisi onu “sessizliğe” mahkum etmemektir. Biz onları fiziksel olarak başköşeye oturtsak bile, zihinsel olarak huzurevlerinin soğuk koridorlarına çoktan terk ettik.
Tecrübe mi, Veri mi?
Yapay zekaya her şeyi sorduğumuz, her bilgiyi Google’da aradığımız bu çağda, “yaşam bilgisini” hafife alıyoruz. Oysa hiçbir algoritma, bir ömrün süzgecinden geçmiş o “feraset” dediğimiz duygunun yerini tutamaz. Onlar sadece “eski toprak” değil; bu toprakların hafızasıdır. Hafızasını kaybeden bir toplum, pusulasız kalmış bir gemiden farksızdır.
Kendi Geleceğimizle Yüzleşmek
Yaşlılarımıza gösterdiğimiz bu mesafeli duruş, aslında kendi yaşlanma korkumuzun bir yansıması. Onları görmezden gelince, sanki o sona hiç ulaşmayacakmışız gibi davranıyoruz. Ancak unutulmamalıdır ki; bugün bir yaşlının elinden tutmayan el, yarın tutunacak bir dal bulamayacaktır.
Son Söz
Eğer bugün evimizdeki, sokağımızdaki o “ak saçlıları” birer bilge olarak değil de birer “yük” olarak görüyorsak, asıl yaşlanan ve çürüyen bizim vicdanımızdır. Yarın kapımızı çalacak olan o yalnızlığın tohumlarını, bugün kendi ellerimizle ekiyoruz.
Gelin, geç olmadan o çınarların gölgesine geri dönelim. Çünkü fırtına koptuğunda, bizi sadece kökleri derinde olanlar ayakta tutabilir.
Vedat bey güzel yazılarınız var, lakin zamanınız biraz kısıtlı zannediyorum. Zaman bulabildikçe biraz daha kısa aralıklarla yazma lütfen devam edin…. Yüreğinize duygularınıza kaleminize sağlık, başarılar diliyorum…
İsmail Azakoğlu ”Haberasi Basın & Yayın, Genel Kordinatörü”..