Bayramda yollara düşenler bilir…
Anadolu’nun sıcağında, asfaltın üstünde bekleyen o uzun kuyrukları…
Bir yanda yorgun yolcular, öte yanda suskun şarj istasyonları.
Elektrikli arabalar sessizce dururken, o sessizliğin içinde çığlık gibi yükseliyor bir gerçek:
Bu teknoloji özgürlük mü getiriyor, yoksa zincirlerin yeni hali mi?
Bayramda Türkiye’nin dört bir yanında şarj istasyonları kapalıydı.
Evet, kapalı.
Birçoğu çalışmadı, çalışanlar ise yetersiz kaldı.
Ve o an anlaşıldı ki, elektrikli araçlar salt bir “ilerleme” değil, aynı zamanda bir bağımlılık sistemidir.
Enerjiye, altyapıya, dijital takiplere, merkezi kontrole bağımlılık…
Dün petrol vardı, bugün lityum.
Dün benzin istasyonlarında beklerdik, bugün voltaj umuduyla ekranlara bakıyoruz.
Dün pompacıya “fuller misin?” derdik, bugün uygulamaya “boşta yer var mı?” diye yalvarıyoruz.
Peki sormayacak mıyız artık:
Bu mu özgürlük?
Bu mu “yeşil gelecek”?
Bizi karbon ayak izinden kurtarırken, dijital kelepçeye mi bağlıyorlar?
Küresel sistem, teknolojiyi bir lütuf gibi sunar,
Ama her lütfun içinde bir gölge taşır.
Elektrikli araçlar yalnızca bir taşıma aracı değildir;
Veri toplayan, iz süren, bağımlılık yaratan dijital gözcülerdir aynı zamanda.
Bayramda yaşanan şarj krizi bir uyarıdır:
Altyapı yoksa, sistem yoksa, biz de yokuz.
Bir gün fişi çekerlerse, hayat da durur.
İşte tam burada sormalıyız:
Kurban bayramında kurban edilen belki de yalnızca hayvanlar değildi…
Belki de bir bayram sabahı,
Bizler kendi irademizi kurban verdik,
Şarj istasyonlarının soğuk gölgelerine…
Kaynak: www.haberasi.com