ADNAN MENDERES'İ 13 KASIM 1960 DARBESİ İDAM ETMİŞTİR
Hasan Sami Özvarinli

Hasan Sami Özvarinli

Hasan Sami Özvarinli

ADNAN MENDERES'İ 13 KASIM 1960 DARBESİ İDAM ETMİŞTİR

24 Temmuz 2021 - 11:31

ADNAN MENDERES’İ 13 KASIM 1960 DARBESİ İDAM ETMİŞTİR
Yazının başlığındaki tarih bir yazım hatası değil!
27 Mayıs 1960 yılında bildirisini Alparslan Türkeş’in okuduğu bir darbe olmuştur fakat idamları yapan 13 Kasım 1960 darbesidir. “Bu da nereden çıktı” diyenler olabilir. Eğer makaleyi sonuna kadar okurlarsa, onlarda bunun ne demek olduğunu anlayacaktır kanaatindeyim.
27 Mayıs 1960 darbesi üzerinden her dönemde Ülkücülere ve Ülkücü hareketin lideri Başbuğ Alparslan Türkeş’e karşı iftiralar ortaya atılmakta, bu iftiralar tarihi vesikalarda asla dayanağı olmayan ve gerçeği yansıtmayan suçlamalar olsa da, Ülkücü hareketin neferleri konuyu izah etmekte zaman zaman zorlanmaktadır.
Bu sebeple o tarihte yaşananları ve Başbuğ Alparslan Türkeş’in hangi duygu ve düşünce içerisinde bu darbeyi planladığını iyi idrak etmeliyiz.
Alparslan Türkeş’e göre 27 Mayıs 1960 darbesini “iktidarda bulunan bir partiyi silah zoru ile indirmek ve onun yerine muhalefet partisini oturtmak yani adi bir hükümet darbesi olarak” görmek yanlış olur.
O hızlı bir şekilde ilerlemenin gerçekleşmesi için uzun bir süre yönetimin sivillere bırakılmaması gerektiğini kanaati içerisinde arkadaşlarıyla birlikte bu darbenin içerisinde yer almıştır.
Fakat 27 Mayıs 1960 darbesi olduktan sonra, birlikte yürümeye başladığı pek çok arkadaşı Türkeş’in bu tezine karşı çıktı. Özellikle ileri yaşlardaki subaylar, Cemal Madanoğlu etrafında bir ekip oluşturup ülkeyi hızlı bir şekilde sivillere teslim etme noktasında ortak harekete girişti.
Hızlı bir şekilde iktidarı kendi dünya görüşleri itibariyle uyumlu buldukları dönemin CHP’sine teslim etme kanaati bu subaylarda hakim görüş haline geldi.
Bu sebeple 27 Mayıs 1960 darbesi kendi içerisinde ikiye bölündü.
Bu tartışmalar içerisinde 13 Kasım 1960 tarihinde, Madanoğlu’nun başını çektiği ekip, Alparslan Türkeş’inde aralarında bulunduğu 14 MBK’si üyesini dünyanın çeşitli yerlerine sürgün ederek tabiri caizse darbeyi başka bir darbe ile sonlandırmış oldu.
27 Mayıs 1960 darbesi sonrasında Başbakanlık Müşavirliği görevine getirilen Alparslan Türkeş, 13 Kasım 1960 darbesi ile Yeni Delhi büyükelçilik müşaviri olarak Hindistan'a gönderildi.
Bu yaşanan 13 Kasım 1960 darbesi, sonraki süreç içerisinde Adnan Menderes başta olmak üzere Fatin Rüştü Zorlu ve Hasan Polatkan’ı idam etme kararını alacaktı…
Alparslan Türkeş ve arkadaşlarının bu kararda en ufak bir dahili olmadığı gibi eğer darbeye maruz kalıp yurt dışına sürgün edilmeselerdi böyle bir hamlenin yapılamayacağı da gün gibi ortadadır.
Çünkü Alparslan Türkeş uzun süre siyasi partilere ülkeyi teslim etmeden yönetimi sürdürme taraftarıydı, bu şekilde çok hızlı bir ilerleme olacağını söylemiş, bu sebeple de askeri yönetimin yönetimi sivillere teslim etmesini yakın bir zamanda ön görmediğini yine bir röportajında dile getirmişti.
Nitekim Cemal Gürsel 8 Haziran tarihinde yaptığı konuşmada; “ordu bugün memleket sathında birçok vazifeler almıştır. Bu alış, ordu için vazifedir. Ama devamı zaaftır… Ordunun başına dönmeyi en büyük ülkü bilmeliyiz” diyerek Türkeş ve arkadaşlarına karşı uyarıda bulunmuştur.
Bu uyarıyı yapan grup İnönü’yü bu geçiş için en uygun siyasi lider olarak görmekteyken, Alpaslan Türkeş ve bazı arkadaşları bu yaklaşıma da şiddetli bir şekilde karşıydı.
Onlar 27 Mayıs 1960 darbesine giden yolu açan sebeplerin aynı şekilde, 1950 yılından önceki CHP iktidarında da karşılarına çıktığını, geçen bunca zaman içerisinde siyasi partiler ve iktidarlar el değişmiş olsa dahi, Adnan Menderes iktidarında gördükleri sorunların 1950 yılından önceki iktidarda da aynı şekilde mevcut olduğunu her ortamda vurgulamışlardır.
Bir röportajında Türkeş; “1950 yılından önce CHP iktidarının politikalarının da tasvip edilmediğini ileri sürmüştür. MBK(Milli Birlik Komitesi) üyeleri CHP’ye açık bir sempati beslememektedir” der.
Bu bakış açısı ile şunu diyebiliriz ki Başbuğ Alpaslan Türkeş ve arkadaşları İsmet İnönü ile Adnan Menderes arasında bir fark görmemektedir ve sıkıntıların her iktidarda aynı olduğu kanaati içerisinde 27 Mayıs 1960 darbesini gerçekleştirmişlerdir.
Böyle bir düşünce içerisinde darbe yapan subaylar neden Adnan Menderesi asmak istesinler ki?
Adnan Menderesi velev ki asmak ya da ömür boyu hapiste tutmak istediler peki; İsmet İnönü için böyle bir durumun iktidara giden yolu açacağını bilerek neden bunu yapsınlar ki?
Alpaslan Türkeş’in kendi söylemiyle “CHP’ye karşı açık bir sempati beslemeyen MBK” ’si üyeleri 13 Kasım 1960 darbesi ile yönetimden el çektirilerek sürgün edilmişlerdir.
Neticede 27 Mayıs 1960 darbesi ile askerler tarafından devralınan iktidar 13 Kasım 1960 günü yeniden el değişmiş ve darbe kendi içinde darbeye uğramıştır.
Komite içerisindeki çekişme Türkeş ve Madanoğlu arasında yaşanmaktaydı.
Bu çekişme İngiliz belgelerinde tarif edildiği üzere; “Milli Birlik Komitesi kurulduğundan beri heterojendi. Yaşlı üyeler Gürsel ve Madanoğlu’nun etrafındaki ılımlı üyelerdi, genç üyeler Türkeş’in yanındaydı” şeklinde kayda alınmıştır.
Neticede Türkçü genç subaylar Alparslan Türkeş’in yanında daha yaşlı olan subaylar ise Cemal Madanoğlu’na destek vermekteydi.
Alparslan Türkeş Cumhuriyet gazetesine vermiş olduğu 17 Haziran tarihli mülakatında şöyle söyler:
“Atatürk inkılapları yerinde saymadılar gerilediler, politikacılar dini istismar
ettiler, son devirde her iki parti de istismar yolunu tuttu… Bizim hürriyet
mücadelemiz yeni değildir.
III. Selimle beraber başlamıştır ama bizden 50 sene
sonra hürriyet mücadelesine başlayanlar bizden ileridedir zira bizim yenileşme
faaliyetlerimiz hep durmuştur. Mesela Japonya ya da Finlandiya. Midesini
düşünen, şarlatan siyasetçiler.
Aslında bu ihtilal 1957’de olabilirdi ama başka
devletleri taklit ediyor düşüncesi bize hep tiksindirici olmuştur.”
Türk modernleşme çizgisinin istikametinin “siyasiler yüzünden durması” kanaatini taşıyan Türkeş, kısa vadede iktidarı devretmeyi düşünmediği yine burada da vurgulamıştır.
Bu düşünceler içerisinde uzun süre ülkeyi yönetmeyi hedefleyen Alparslan Türkeş ve arkadaşlarının Adnan Menderesi idam etme düşüncesi içerisinde hareket etmesi de mümkün görünmemektedir. Milletin desteği olmadan uzun süre iktidar devam edemez, baştakiler sivil olsun asker olsun milletin desteğini almak şarttır. Bu idamların ise iktidara zamanla oluşacak olan millet desteğini yok edeceği zaten görünen bir gerçektir.
Başbuğ Alparslan Türkeş sürgün edildikten sonra Cemal Gürsel’e 7 Eylül 1961 yılında yazdığı mektup ile seslenmiş ve alınan idam kararlarına karşı olduğunu alenen beyan etmiştir. Bu hatanın yapılması halinde neler olacağını da bir bir sıralamıştır.
İşte o mektupta Başbuğun belirttiği hususlar:
a) İdam cezalarının infazı, 13 Kasım’dan beri atılan çok hatalı adımlar dolayısıyla memlekette meydana gelmiş olan huzursuzluğu daha çok arttıracaktır.
b) Ölüm cezalarının infazı, yurtdışında ve milletimiz ve devletimiz aleyhinde tepkilere yol açacaktır.
c) Ölüm cezalarının infazı hâlinde, milletimizi bölen kin ve garez duyguları şiddetlenecek ve 27 Mayıs’ın amacı olan millî birlik ruhunun geliştirilmesi güçleşecektir.
ç) Yukarıda sıralanan mahzurlarına karşılık, cezaların infazı ile memlekete sağlanacak hiçbir fayda yoktur. Esasen siyasî suçlardan dolayı ölüm cezaları verilmesi, bugünün insanlık duygularına uymamaktadır.
Tüm tarihi kaynaklar gösteriyor ki 27 Mayıs 1960 darbesinin idamlarla bir alakası yoktur, idamları yapan 13 Kasım 1960 darbesidir.
Allah’a emanet olunuz.
Dr. Hasan Sami Özvarinli

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar