İYİ Parti’li Dr. Özvarin’linin Kaleminden ’’ LÜMPENLEŞEN...

İYİ Parti'li Dr. Özvarin'linin Kaleminden '' LÜMPENLEŞEN ÜLKÜCÜLÜK ''

Editor: Süperadmin
22 Ağustos 2020 - 18:38

LÜMPENLEŞEN ÜLKÜCÜLÜK
Ülkücü doktrinin esaslarından olan “Ahlakçılıktan” yola çıkarak bu yazıyı yazmak istesem de, gerçeklerin meydanlardaki ‘Cümbüş’ hali, beni doktrinsel bir ahlakçılığı anlatmanın, ne yazık ki çokta anlaşılır bir durum olmayacağı kanaatine sürüklemiştir.
Daha bariz, daha net ve büyük oranda doktrinden uzaklaşmış olan insanlarımızın yani ‘slogan milliyetçilerinin’ anlayacağı şekilde ‘Biz Kimiz’ ya da ‘Kim Olmalıyız’ sorularına çok derine inmeden cevap vermek istedim.
Neticede biz kalitesiz çoğunlukların değil, inanmış, entelektüel, kaliteli kadroların asırlara nefes olmak için bir araya geldiği bir davanın neferleriyiz.
Doktrin mi?
Hala doktrin öğrenmek, dinlemek, dinlerken biz neleri düşünmüşüz ama ne hallere gelmişiz diye düşünerek için için ağlamak isteyenler de varsa; kaç kişi kaldık bilmiyorum ama bir Ülkücü Doktrin eğitimcisi olarak dava arkadaşlarımın her daim emrindeyim.
Ama bir ricam var bu yazıyı sonuna kadar okuyunuz bunu rica etmemin sebebi okunmak bizler için anlaşılmanın tek yolu artık.
………
Başlık Fransızca, bu nasıl Ülkücülük diyenleri de duyar gibiyim….
Aslında ‘baştan’ bir cevap vermek istedim olan bitene.
Çünkü doktrinden bihaber, fikri dünyamızı oluşturan şahıslardan bihaber, yani “Ülkücülüğe Fransız” kalışımızın feryadıdır bu yazı…
Ülkücülüğe Fransız kalanlar, bizi bu Lümpenliğe taşıyanlar değil mi ki?
(Lümpenlik: Bilinçlenmemiş, kolay provokasyona gelen, kolay saptırılabilen, üstüne vazife olmayan görevlere soyunan, kişiliğini bulmamış kişi veya sınıfları tanımlar)
………
Peki biz Lümpenleşme yoluna girmeden önce nasıldık? Bunu anlamanın en iyi yolunun dava ve fikir insanlarımızı tahlil etmekten geçtiği kanaatindeyim.
“İnsanların yeryüzündeki en kutsal hakkı hür yaşama hakkıdır” der Başbuğumuz ve başka bir sözünde ise “İnsanlar; yoksulluğa, açlığa, susuzluğa tahammül ederler. Fakat adaletsizliğe, hor görülmeye, aşağılanmaya asla müsaade, müsamaha etmezler” der. Etmemişlerdir zaten, Türk milletine kefen biçenler bu memleketin en iyi üniversitelerinde eğitim gören, en çok kitap okuyan gençliği tarafından kefenlenip tarihin tozlu raflarına kaldırılmıştır.
İşte bu mücadelenin bir nişanesi olarak Türk Milliyetçileri içerisinde en şereflisi yani Eşrefi Mahlûkat tanımının en iyi karşılığı; Bozkurtlardır, Ülkücüler deriz…
Yaratılmanın o fevkaladeliğine vakıf olan Ülkücüler, 80 öncesi verdiği mücadele ile bunu ispatlamıştır. İnsan şerefi için, dini için, namusu için, ailesi için, komşusu için, insanca yaşamak ve yaşatmak için gerekirse canını verir demenin, nasıl bir şey olduğunu tüm dünyaya ispat etmiştir. Birileri ‘Eşrefi Mahlûkat İnsanın’ ne demek olduğunu unutup başı önde her hakarete, her tehdide rağmen üniversitesinde, sokağında yaşarken Ülkücüler buna baş eğmemiştir.
Başbuğun söylediği “Benim evlatlarım dik başlı değil, başı dik Anadolu çocuklarıdır” sözü Eşrefi Mahlûkat Bozkurtları tarif etmiştir aslında. Türklük şuuruna ve İslam dininin Vakarına sahip olan Ülkücüler insanca yaşamak için ‘Baş Verdiler’ ama ‘Baş Eğmediler’ demektir bu…
Dündar Taşer Devlet Dergisinde “Mesele” başlığı altında yazdığı ve Ülkücü Gençliği anlattığı “Gençlik” başlıklı yazısında Ülkücü Gençlik için; “Munis ve terbiyelidirler, nazik ve yumuşaktırlar, bu vasıflarını görüp de böbürlenmeye kalkanları pişman ederler. Büyüklerine karşı mutlak saygılıdırlar, saygıları zillet değildir. Kanaatleri sağlam, imanları bütün, fikirleri berraktır. Serttirler; ama odun gibi değil, elmas gibi pırıl pırıl. Türkiye’nin her yerinde varlığını duyuran bu gençlere biz “bozkurtlar” demiştik. Halk “Komandolar” dedi. Komandolar ipeğe sarılmış çeliktir.” der…
Dündar Taşer’in Ülkücü gençliği tüm yönleriyle birkaç cümle de izah ettiği bu tasvir, bir ansiklopedinin özeti gibi karşımızdayken daha ne denilebilir ki?
En büyük yok oluş ölüm değildir, tabiri caizse marka değerinin kalitesinin ortadan kalkmasıdır… Türk milleti tarih boyu neden yok olmamış ya da yok edilememiştir diye sorarsak cevap nettir Türklüğün asil Töresi bu milleti en zor anında bile ayakta tutmuştur.
Bizde buradan yola çıkarak bunu diyoruz; yani Ülkücü Töre, Ülkücü Fikriyat, Ülkücü Duruş Lümpenleşmekte!
1980 öncesi ve 1990 sonrası diye iki ayrı kesime böler ve incelersek git gide artan, 2000 yıllarda ise neredeyse tüm kılcallara ulaşmış olan Lümpenleşmeyi net bir şekilde fark etmiş oluruz.
Yüzlerce kitap okuyan, tiyatro temsilleri ortaya koyan ama memleket için en ağır fedakarlığa sıra geldiğinde kitabını masasının üzerine bırakıp şehadete koşan, Ülkücü Dava adamlığı 2000’li yılların sonrasında tüm bu hasletlerini unutmuş, belki de bu duyguları hiç bilmemiş kadroların elinde özünü yitirmeye başlamıştır.
Yıllarca hapislerde yatan abilerimiz, reislerimiz bu sürecin önüne neden geçememiştir? Aslında engellemek isteyen bir takım isimler olmuştur ama lidere sadakati davasına olan sadakatinden fazla olanlar jurnalcilikle, makam ve koltuk sevdasıyla hilal bıyıklarına ve ak saçlarına ihanet edip bu sürecin önüne set olacak olanları harcamış, sözüm ona siyaseten itibarsızlaştırmış ve kendine üç kuruşluk yer açmıştır.
Meydan kendilerine kalmıştır, doğru! Ama bu meydan Fetih marşının çalındığı meydan iken, şimdilerde eline davulu alanın tokmak aradığı yere dönüşmüştür…
O asalet maziye, o sevda utanmayı bilen bir neslin yüreğinde hapsolmuştur.
Birileri bizim içimizde varlığını sürdüren ama belli ki bizimde çok iyi tanıyamadığımız reislerimizin zaaflarını görmüş ve kapı içerden açıldığı için, kilitte tutmamıştır!
Ölümü beklerken ( 12 Mart 1997’den iki gün önce) doktoruna söylediği, “Doktor, ben 67 yılda 500 yıl yaşamış gibiyim” diyen Galip Ağabeyimiz varya, işte o yıllar önce katıldığı bir seminerde şöyle söylemiştir; “Türk milliyetçiliğinin tek meselesi vardır, o da Türk Milliyetçileridir!”…Kitabın tam ortasından kanayan yarayı tespit etmiş hedefi göstermiştir.
Zaten görünen bu durumu ondan daha iyi kim tespit edebilirdi ki; Ülkücünün düğününde şahidi, cenazesin de en ön safta kıyama duranı Galip Ağabey bunu görmeyecekti de kim görecekti?
Dündar Taşerlerden Erol Güngörlere, Galip Erdemlerden Seyit Ahmet Arvasilere, Nevzat Kösoğlundan Gün Sazaklara, gele gele geldiğimiz nokta en aşağılık ağızlarla söven siyasetçiler, mafyalığı meziyet sanan sözde teşkilatçılar, iri yarı atıl kurt edasıyla resim çektiren cahil siyasetçiler, üç beş köşe yazarı polemikçi ve daha nicesi nicesi nicesi nicesi nicesi…
Osmanlının gerileme devri misali manzara vahim ama bu manzara bizim, bu dava bizim!
Bugün söylediğini yarın yalanlayan, bel altı yazılarla Ülkücü fikriyatın fikri olduğunu sanan, birkaç fikir yoksulunun sosyal medya beyanatları, köşe yazıları ya da dalkavukluk uğruna yazdıkları içi boş kitaplara hapsolduk…
Ağlayın be kardeşim bu hale bakıp bakıp ağlayın!
………
Sokağın, sokak ağzının bağnazlığı ve utanmazlığı karşısında Ali Metin Tokdemir’in dediği gibi birçok beyefendi ve hanımefendiler evine köşesine çekildi.
Ülkücü geçinen bir zatın söylediği şu sözü hiç unutmam; “Kapının önüne gelip de bağırdığımız taktirde, hatta birisini gönderip de bağırttığımız taktirde sen buna dayanamazsın, utanır, çekinir pes edersin demişti!”
Ülkücü bir hocamıza konuyu açtığımda bu durumu şuna benzetmişti; “ Alimi, Görgülü, Toplumdan utanan insanı Rezillik ile Cahili, Toplumun ne dediğine dikkat etmeyenleri Para Cezası ile sınarsın evladım” demişti.
İşte böylesi rezillikten çekinen nice değerimiz evinin köşesine, iş yerine çekildi ve sokağın bağnazlığına bakıp izliyor.
Peki biz neden yazıyoruz? Biz Bozkırın Tezenesi olmayı lakaptan ziyade huy edindik de ondan…
En eski Türk ata sözüdür; “Kurdu Çakala Boğdurma” diye binlerce yıl önce Orta Asya’da Mamut kemiğine yazılmış bir sözdür bu.
Evet ne yazık ki Kurtlar çakallara boğdurulmakta yok edilmekte.
Allah’a emanet olunuz.
Dr. Hasan Sami Özvarinli

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR x
Geçtiğimiz Günlerde Kaza Geçiren CHP'li Yıldız'dan İlk Açıklama
Geçtiğimiz Günlerde Kaza Geçiren CHP'li Yıldız'dan İlk...
AKP Genel Başkanı Erdoğan '2002'ye göre daha özgürüz' dedi, CHP'den yanıt gecikmedi: 'Hırsızlar için oldukça özgür bir ülkeyiz'
AKP Genel Başkanı Erdoğan '2002'ye göre daha özgürüz' dedi,...