DEVLETİN MALI DENİZ
Elif Yarım

Elif Yarım

Elif'çe Doğrular

DEVLETİN MALI DENİZ

09 Aralık 2019 - 18:23

 

 

Turgut ÖZAL (ANAP) iktidarında satarım/sattırmam tartışmaları arasında gündeme gelen, Maliye Bakanı Kemal UNAKITAN’ın (AKP) “babalar gibi satarım” sözüyle zirve yapan özelleştirme uygulamaları sonucunda; 1986-2003 döneminde 8.2 milyar dolarlık, 2003-2018 döneminde ise 60,9 milyar dolarlık özelleştirme yapıldı. 1985 yılında ilk Sümerbank Iğdır Pamuklu Dokuma Tesisinin 6.7 milyon dolara Aras Tekstile satılmasıyla başlayan süreçte, 2017 sonu itibariyle; 10 liman, 81 elektrik santrali, 40 tesis/işletme, 3.483 taşınmaz, 3 gemi ve 36 maden sahasının özelleştirilmesiyle devam etti. 

İlk etapta, zarar eden KİT’lerin elden çıkarılmasıyla başlayan süreç zamanla ülkenin 80 yıllık tüm kazanımlarının ve birikimlerinin elden çıkarılmasına kadar devam etti, elde edilen gelirler, bütçe denkliği sağlanamadığından bütçe açıklarının kapatılmasında kullanıldı. Ayrıca özelleştirilen tesis ve kaynakların gerçek değerleri (rayiç) üzerinden satılıp satılmadığı da kamuoyunda her zaman tartışıldı ve tamamıyla ikna edilemedi.

Bu özelleştirmelerden, İstanbul Kartal İlçesi, Orhantepe Mahallesi sınırları içinde bulunan, mülkiyeti Maliye Hazinesine ait, 2222 ada, 208, 209, 211, 226, 228, 236 ve 238 parsel sayılı taşınmaz malların, eğitim ve öğretim hizmetlerinde kullanılmak üzere İstanbul Şehir Üniversitesine BEDELSİZ devredilmesine ilişkin Özelleştirme Yüksek Kurulunun 29/05/2015 tarih ve 2015/32 sayılı kararı bugünlerde çok tartışılmaktadır! Aslında ilk özelleştirme aşamasında da aylarca tartışılmış daha sonra unutulmuştu. Hatırlarsanız, bu yerlerle ilgili aylarca gösteriler ve eylemler yapılmıştı. Bu kararı daha düne kadar savunanlar, bugün neden bu kararı gündeme getirmişler ve kanunsuz olduğunu ileri sürmüşlerdir? Özelleştirme Yüksek Kurulunun 29/05/2015 tarih ve 2015/32 sayılı kararını Danıştay nezdinde iptalini isteyen TMMOB Mimarlar Odasını acımasızca eleştirenler, bugün TMMOB Mimarlar Odasının çizgisine nasıl geldiler? Tabiî ki her şeyde olduğu gibi bu da siyasi bir hesaplaşmanın sonucu. Ama biz bu olayın siyasi tarafında değil, hukuki tarafında olacağız. Siyaseten taraf olanlar zaten karşılıklı açıklamalarda bulunacaklardır. 

Öncelikle, Özelleştirme Yüksek Kurulu 29/05/2015 tarih ve 2015/32 sayılı BEDELSİZ devir kararının hukuksuz olduğu biliniyorsa ki açıklamalardan bu anlaşılıyor, neden 4,5 yıl beklenildiğinin ve kararının iptalinin sağlanmadığının, izahatı gerekir. Bir işlemin hukuksuz olduğunun açıklanması için 4.5 yıl beklenir mi? Anında müdahale etmek gerekmez mi? Aradan geçen zaman telafisi mümkün olmayan sonuçlar doğurmaz mı? Keza Ceza hukukumuza göre suçu bildirmemek de bir suçtur. Yöneticiler, öğrendikleri, bildikleri kanunsuz işlemleri, yetkili mercilere bildirmekle yükümlüdürler. Eğer parti zarar görecek diye bu suç gizlendiyse ortada daha vahim bir durum vardır; partinin menfaatleri, devletin menfaatlerinden önde gelir, anlayışı hakim demektir. Türk milleti olarak hukuksuzlukları ortaklar fikir ayrılıklarına düştükleri ve birbirlerini suçladıkları zaman mı öğreneceğiz! Olmaz! Olmamalı…

 

Başka bir husus da, Özelleştirme Yüksek Kurulu kararında 5 kişinin adı ve imzası (A.Davutoğlu, A.Babacan, İ.Güllüce, M.Şimşek, F.Bilgin) bulunmasına karşın sadece 4 kişinin sorumluluğundan bahsedilmekte 1 kişinin (İ.Güllüce) adı hiç geçmemektedir. Neden? Kararda imzası bulunanlardan dördü şuan muhalif, İdris Güllüce ise halen Ak Parti içinde aktif siyaset yaptığı için mi? Ak Parti içindeyseniz, biat ediyorsanız, muhalif değilseniz her türlü sorumluluktan muafsınız! Değilseniz, sorumlusunuz! İstanbul Seçimlerinin iptal edilmesindeki gerekçe gibi aynı zarftan çıkan 3 oy geçerli 1 oy geçersiz, aynı karardaki 4 imza sahibi sorumlu, 1 imza sahibi sorumsuz mu diyeceğiz! Hayır! Hukukta böyle bir ayrım yok, müteselsilen sorumluluk esastır. Herkes attığı imzadan sorumludur.

  Dikkat çekilmesi gereken başka bir konu da A.Davutoğlu’nun açıklamasında yatıyor; “Bir arazinin üniversiteye tahsis edilmesi ile devredilmesi arasındaki tek fark zaten RAYİCİN ALTINDA belirlenen bir yıllık kira bedelinden ibarettir…” Demek ki Hazineye ait taşınmaz malların 1 yıllık kira bedelleri rayiç bedelin altında belirlenmiş. Oysa 2886 sayılı DİK (md.9) ve Hazine Taşınmazlarının İdaresi Hakkında Yönetmelik (md.12) hükümlerine göre; Bedel tespit ve takdirinde, taşınmazın konumu ve özellikleri göz önünde bulundurulmak suretiyle rayiç bedel esas alınır. Taşınmaz mala rayiç bedelin altında kira bedeli takdir edilmesi, açıkça kamu zararına sebebiyet vermektir. Kıymet Takdir Komisyonu üyelerinin cezai ve mali sorumlulukları bulunmaktadır. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Milli Emlak Genel Müdürlüğü bu konuda ne yapmayı düşünüyor? 

Devletine güvenen ve inanan vatandaşlar olarak tek isteğimiz, bu Özelleştirmenin tüm yönleriyle araştırılması, soruşturulması ve tüm sorumlularından hesap sorulmasıdır. Peygamber efendimizin de dediği gibi; devlet malından bir hırka bile aşıran savaşta ölse bile şehit olmaz…



 


 

 

 

Son Yazılar