Abdullah Alagöz'ün Kaleminden: DİNCİLERİN DÜNYAYI OKUMA VE...
Abdullah Alagöz

Abdullah Alagöz

İYİ Bir Türkiye İçin

Abdullah Alagöz'ün Kaleminden: DİNCİLERİN DÜNYAYI OKUMA VE TEMELLENDİRME ALGILARI

15 Haziran 2019 - 13:43

Geçenlerde dava ve fikir adamı Mehmet Fatih Doğrucan son 20 yılımıza damga vuran dincilerin sosyal-siyasal ve psikolojik dürtülerini adeta tasvir eden bir makale yazdı. Bu makalenin ülkemizde özellikle muhalefet çevrelerinde büyük yankı uyandırmasını beklerdim.

 

Olmadı yine.

 

Kültür ikilimi çoraklaşmış, düşünme yetisi kaybolmuş bir toplumdan ne beklenebilir ki… Makalenin her cümlesi bir doktora tezi mahiyetinde olup Ortadoğululuğu, Müstemlekeciliği ve oryantalistlerin asırlardır sürdürdükleri politikanın başta İslam coğrafyası olmak üzere ülkemizde nasıl zuhur ettiğini, yeni haşhaşilerin ülkelere egemen olunca nasıl yıkıma sahip olduklarını dile getiriyordu.

 

Bir asra yakın süredir müstemlekeler tarafından yönetilen, aşağılanan duyguları, idealleri bastırılan ve öğrenilmiş çaresizliğe mahkûm olmuş, zihni travmayla bilindik refleks davranışlar gösteren ve ülkemizde de son 17 yılına damgasını vurmuş, zihin olarak Ortadoğu menşeli bir kitlenin karakteristik özelliği var karşımızda.

 

Oryantalistlerin asırlarca coğrafyamızda geliştirmeye çalıştığı ideal tiplerin semeresini de maalesef görmeye başladılar.  Ülkemizdeki AKP ve farklı türevleri de bu uzun soluklu çalışmanın ürünüdür.

 

Devleti hiç yönetmemiş, vatanına vatanım diyememiş, verilen kurtuluş savaşını bile kendi savaşı olarak görmemiş bir heyula var karşımızda…

 

Dincilerin beslendikleri kişilere bakıyoruz, müstemleke coğrafyasının zihni iğfal edilmiş tipolojileridir. Hasan El benna, Seyit Kutup, Muhammed Kutup ve bizdeki püskülü deli Kadirler gibi şahsiyetlerdir.

 

Devleti kendi devleti olarak kabul etmezler. Kedileri devleti yönetse dahi bilinçaltı dürtüleri yönettiği devleti yok etmeyi amaçlamaktadır. Zira ideolojilerinde yönetme kültürü ve düzen olmadığı için bütün refleksleri var olan düzeni yıkmaya yönelik olmuştur.

 

İsyan kültür noktasında kısmen anarşistlere benzerler. Var olan kurlu düzenin yapısı, kaynağı ve işleyişi onları çok ta ilgilendirmez. Şartlanma dürtüleri onları var olan kurulu düzeni yıkamaya odaklamıştır.  AKP’nin 17 yılda devlet kurumlarını yok etmeye ve içini boşaltmaya çalışmasının da nedenini de bu yıkıcı reflekste aramak gerekir.

 

Egemenlik kavramı; yılların esareti, yenilmişliği, kabullenilmişliği sonucu hiç oluşmamıştır. Dolayısıyla birey olma ve toplumla bütünleşme gibi sosyal güdüleri hep arızalı olmuştur. Toplumsal bütünleşme ve yazılı kurallar onlar için en büyük tehdittir. Zira yönetildikleri ülkelerdeki efendilerinin yazılı kuralları onlarda başkaldırı kültürünün gelişmesine sebep olmuştur. Dünyayı ikiye ayırırlar. MELEKLER ve ŞEYTANLAR

 

Kendileri gibi düşünen kendileriyle birlikte olanlar düşünce eylem gibi özelliklerine bakılmaksızın hemen MELEK olabiliyorlar. Kendilerine karşı çıkanları her halükârda şeytandırlar. Bizdeki temsilcilerinin kendilerinden olmayanları illet zillet gibi tarif etmeleri gibi.

Devleti yönetmelerine rağmen ülkeyi darül harp kabul eden bir ilkel anlayıştan kurtulamazlar. Bu yaklaşımları sonucu devletin malını, imkanlarını yandaşlarına dağıtmayı, yolsuzluk, hukuksuzluk yapmayı inançlarının gereği olduğu kanaatini taşırlar. İhalelerde %10 komisyonu alıp yandaşları dağıtmanın dinen bir zararı yoktur diyen ünlü(!) fıkıhçılarının                              ( Hayrettin Karaman)  fetvası da bu düşüncemizi doğrulamaktadır.

 

Toplumla bütünleşmeyi en büyük tehlike görürler. “Mürşidi olmayanın mürşidi şeytandır.” Diyecek kadar biat kültürüne teslim olmuş hür düşünceye ket vurmuş biz zihniyetin temsilcileridir.

 

Toplumu küçük öbeklere ayırarak kontrol altına almayı stratejik bir yöntem olarak görürler. Dolayısıyla milli birlik ve beraberliği sağlayamadıkları gibi bunun önünde en büyük engel teşkil etmektedirler. Ülkemizde iktidara geldikleri günden beri alt öbekleri kaşımaları, teşvik etmeleri, ülke sınırlarını açarak doğudan güneyden Afganlı, Suriyeli ve dahası Afrika’dan insanları alarak ülkeyi göçler tarihi sürecine sokmalarının nedeni başat güç olan Türk milletini bu coğrafyada azınlığa düşürerek öğretilerini hâkim kılmaktır. Muhacir -Ensar gibi kavramlar hedefe ulaşmak için sadece araçtır.

 

Millet dedikleri zaman kimse onların ifade ettiği milletin Türk milleti olduğunu düşünmesin! Onların fikir dünyasında millet aynı dine mensup inanalar topluluğudur. Aidiyetsizliği   bir soya, bir tarihi devamlılığa bağlanmayı yetiştikleri ihvan öğretiş gereği reddederler. Türk milleti, Türk devleti, Türk vatanı, Türk bayrağı ya da T.C. gibi ibareler onlara göre küfürdür.  AKP’nin Türk milleti yerine menşei bile Ortadoğu olan Rabia işaretini kullanmalarının nedeni de budur.

Din bu zihniyet için algıladıkları dindir. Algıladıkları din; bilime, sanayiye, eğitime, sağlığa her şeye cevap vermektedir. Yahudilerin Tevrat’ı kadastro kitabına dönüştürmeleri gibi bu zihniyette dini asıl mecrasından çıkararak patristikal felsefe anlayışına indirgemesi olarak maalesef kabul görmüştür. Dinin kutsal mesajları yerini sözde otoritelerin saçmalığına bırakmış bir din anlayışı… Ortadoğunun kan ve gözyaşı medeniyetine dönüşmesinin bunlar müsebbipleridir. İnsanı düşünmeye, sorgulamaya, akletmeye sevk eden din anlayışı bu zihniyet için ruhbanların nakletme adı altında sundukları  yalan yanlış bilgiler yumağıdır.

 

Dinciler için; kendilerinden olmayanların yaşadıkları toplumda enterne edilmesi, o mümkün değilse etkisizleştirilmesi en büyük görevleridir. Bugün ülkemizde kendilerinden olmayan herkese çamur atmaları, iftiralar, hakaretler, devlet nüfuzunu kullanarak etkisizleştirme politikaları bu inanç sistemlerinin öğretisinden kaynaklanmaktadır. Fetöcülerin kendilerinden olmayanları bürokrasiden temizlemeleri, AKP’nin de aynı yöntemi kullanması bu öğretinin sonuçlarıdır. Uzun vadeli düşünmezler. Milletin huzuru refahı geleceği onları pek ilgilendirmez. Onlar için aslolan iktidarlarını pekiştirme adına he yolu kullanabilmeleridir.

 

Kültür ve medeniyet onların tamamen yabancısı oldukları bir alandır. Kültürden anladıkları tek düze öğretileri, medeniyetten anladıkları ise varlıklarını ispatlamaya yönelik ritüellerdir. Devasa Saraylar, Camiler ve ilk diyebileceğimiz yapılardır. Bu yaptıklarının fonksiyonunun realiteye örtüşüp örtüşmediği kendileri için hiç önemli değildir. Çamlıca tepesinde devasa Cami yapılır. Bu bir ihtiyaç mıydı değil miydi gibi sorular ruh dünyalarında yer almaz. 

 

İlimlerdeki DOĞRU- YANLI yargıları onlara göre anlamsızdır. Ahlaktaki İYİ-KÖTÜ yargıları onlara göre öğretilerine uygunsa kabuldür. Dindeki SEVAP -GÜNAH kavramları bile onlar için hedefe ulaşmada birer araçtır.

 

Velhasıl bu zihniyet; ne modern dünyayı algılama zihnine sahip, ne milli devlet kültürüne vakıf ne de ilmi düşünce anlayışına sahiptir.  Modern toplumlar için böylesi arkaik düşünceler ve temsilcileri sadece toplumları geriletir. Türk milleti de birgün mutlaka bu arkaik düşünce ve mensuplarından millet iradesiyle kurtulacaktır.

 

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar