Meral Akşener "Siyasetçi yetiştireceğine, haydut yetiştiren...

Meral Akşener "Siyasetçi yetiştireceğine, haydut yetiştiren zihniyetten, ne milliyetçi olur, ne de adam olur."

Akşener "Siyasetçi yetiştireceğine, haydut yetiştiren zihniyetten, ne milliyetçi olur, ne de adam olur."

03 Ağustos 2019 - 12:06

İşte o gözler…

İşte o gözlerdeki ışık, yine, yeniden bu salonda.

Bugünden geleceği aydınlatıyor.

Bugün Geleceğin ilk günü!

 

Benim yiğit kardeşlerim,

Benim cesur yol arkadaşlarım, 

gözlerinizdeki ışık hiç kaybolmasın.

Türkiyemizin, Türk Milleti’nin o ışığa, 

o ışığın cesaretine, iyiliğine ihtiyacı var.

 

Milletimize sözümüzdür;

Yanlışı doğrularla,

Kötüyü iyilikle,

Korkuyu cesaretle,

Yokluğu zenginlikle,

Zorbalığı adaletle,

Haksızlığı hakkaniyetle,

Yalanları hakikatle yeneceğiz.

 

Gözlerinizdeki ışıkla, cesaretinizle ve gayretinizle,

Tek adam keyfiyeti son bulacak,

Söz de, karar da, yeniden aziz milletimizin olacak.

 

Türk örfünde, kurultaylar birer toydur.

Hanımefendiler, beyefendiler, sevgili gençler;

Türkiye’nin İYİ ve cesur insanları,

Toyumuza hoş geldiniz, sefalar getirdiniz…

 

Yol arkadaşlarım;

Timur Han, iktidar mücadelelerinden yorgun düştüğü günlerde, eski bir dostu olan değirmencinin yanına sığınır. 

Değirmenci zorda gördüğü Timur'a, sırtında yarım buğday tanesiyle, güçlükle basamakları tırmanan bir karıncayı gösterir ve der ki;

“Bak Timur, bu yükün altındaki karıncanın gayreti, onu bekleyenlerin umudundandır.”

İşte bizim gayretimizin kaynağı da bu.

Aziz milletimizin bizi beklediğini, bizimle umutlandığını biliyoruz.

Bu bilinçle, her geçen gün, daha büyük gayretle iktidara yürüyoruz.

 

Bu uğurda doğduk, bu uğurda yürümeye devam edeceğiz.

Abdürrahim Karakoç’un dizeleri, bizim milletimize sözümüz ve andımız olacak:

“Yurdum bir kağıttır, ışık beyazı.

Üstünde insanlar, mukaddes yazı.

Genci, ihtiyarı, gelini kızı;

Susarsam, hakkını helâl etmesin!

 

Mazlumlar hakkını almayıp ele,

Günü gün edersem zalimler ile

Evdeşim, öz kızım, öz oğlum bile,

Susarsam, hakkını helâl etmesin!

 

Cesaret bulaşıcıdır…

Allah rızasıdır arzum, emelim! 

Bu necip milleti ondan severim

Hazreti Muhammed gerçek rehberim,

Susarsam, hakkını helal etmesin!” (rephrase edilerek kullanılabilir. Örn: “Susmayacağız!” gibi)

 

Sizlerle bu yolu birlikte yürümekten gurur duyuyorum.

Türk siyasetinde ‘değişmez’ sanılan kabulleri yıktınız.

Milletimizi iki kutup arasına sıkıştıran, konforlu siyasete nokta koydunuz.

Yıllar sonra milletimize “Evet yapabiliriz” dedirttiniz.

 

 

Bundan 2 buçuk yıl önce, “Sen ne dersen, o olsun ağam” deseydik;

Biz de, “Haksızlık karşısında susanlardan” olsaydık;

Biz de, iktidarın hatalarını görmezden gelip, bir anda en büyük savunucusu olsaydık;

Bu uzun ve meşakkatli yola çıkacak cesareti bulamasaydık;

Bugün Türkiye’nin bir değişim umudu olur muydu?

 

Cesaret bulaşıcıdır…

Biz, korku duvarlarını yıktık.

Biz, sönen umutları yeniden alevlendirdik. (sadece görsel)

Kadını erkeği, genci yaşlısı, bu umut sayesinde sandıklara koştu.

Milletimiz bu umut sayesinde, şımarık iktidarın kulağını çekti.

Biz bu umudun mimarlarıyız.

 

Hep kürsüde konuşan için söylenir;

Bu kez ben kürsüden size sesleniyorum:

TÜRKİYE SİZİNLE GURUR DUYUYOR.

 

Aziz Milletim, kıymetli İYİ Partililer;

Hep söyledim, yine söylüyorum: 

Türkiye darlık çekecek bir ülke değildir.

En verimli topraklar üzerinde, yeraltı kaynakları zengin, genç, üretken bir ülkedir.

Türk milleti yokluktan değil, basiretsiz yönetim anlayışı yüzünden darlık yaşıyor.

Sayın Erdoğan’ın ve koskoca devlet hazinesini teslim ettiği damadının, günü kurtarmaya yönelik açıklamalarına bakmayın.

Türkiye gibi yüksek potansiyele sahip bir ülkeyi, Merkez Bankası’nın “İhtiyat Akçesi”ne muhtaç hale getiren, 

işte o basiretsiz, savurgan yönetim anlayışıdır.

 

2228 yaşındaki Türk Ordusu’nun silah fabrikasını, götürüp yabancıların eline teslim ediyorlar.

Har vurup harman savuruyorlar.

Sıkışınca da hep aynı nakarat: 

Dış güçler de dış güçler…

Sanırsın, milyonlar harcadıkları lüks arabalara dış güçler biniyor.

Sanırsın otoyollar, havaalanları, şehir hastaneleri üzerinden, araç garantisini, yolcu garantisini, hasta garantisini dış güçler veriyor… 

Sanırsın, milletten kopan, milletini duymayan, saraya kapanan dış güçler. 

Sanırsın, ekonomiden anlamayan damadı o göreve dış güçler getirdi. 

Sanırsın, liyakatsiz kadroları devlete dış güçler doldurdu. 

 

Hayır;

Hepsini bugünün iktidar sahipleri yaptı.

Şimdi fatura aziz milletimize kesiliyor.

Buna sessiz kalamayız, kalmayacağız…

 

“Adalet mülkün temelidir.”

 

Omuzlarına fatura yüklenen milletimizin, siyasi faturayı da sorumlulara kesmesi için, yılmadan çalışacağız.

İlk fatura 23 Haziran’da yola çıktı. 

23 Haziran sonuçları göstermiştir ki, milletimiz olan bitenin farkında.

Bu işin dönüşü yok.

Türkiye 17 yıllık kabustan uyanıyor.

Türkiye’nin İYİ ve cesur insanları iktidara yürüyor… 

 

Aziz milletim, değerli yol arkadaşlarım;

Varlığın ve zenginliğin olmazsa olmazları var.

Ne diyor hak söz;

“Adalet mülkün temelidir.” 

Adaletin olmadığı yerde, ne dirlik olur, ne düzen,

ne varlık olur, ne zenginlik.

Adaleti sağlamak için ilk adımsa, haksızlık karşısında dimdik durmaktır.

Hz. Ali’nin sözlerine kulak verin: 

“Haksızlık önünde eğilmeyiniz. 

Çünkü hakkınızla beraber, şerefinizi de kaybedersiniz.”

 

Türk milleti tarihi boyunca, savaş kaybetmiştir, toprak kaybetmiştir, can kaybetmiştir. 

Ama onurunu asla kaybetmemiştir.

O onuru ayakta tutan da, haksızlık ve adaletsizlik karşısında eğilmeyişidir.

Adalet duygusu en yüksek millet, Türk Milleti’dir.

İmparatorluk dönemlerinde, fethettiği topraklarda bile bu adalet duygusundan ayrılmayan bir devlet geleneğimiz var…

O yüzden, hukukun olmadığı, adaletin tecelli etmediği bu günlerde, varlığımızın tehlikeye düşmesi kadar doğal bir sonuç yoktur.

Hakta, hukukta ve adalette ısrarımızın sebebi 

bundandır..

Hukukun olmadığı yerde, güven olmaz.

Güvenin olmadığı yerde, huzur olmaz.

Huzurun olmadığı yerde, üretim olmaz.

Üretimin olmadığı yerde, yatırım olmaz.

Yatırımın gelmediği yerde, zenginlik olmaz. 

 

Mesele bu kadar açık.

17 yıllık nobranlığın, kuralsızlığın, liyakatsizliğin ve tek adam zihniyetinin ülkemizi getirdiği yer ortada.

Biz “hukuk” derken, sadece mahkeme salonlarından bahsetmiyoruz.

Biz “hukuk” derken, hukukun sağlayacağı adaletin, güvenin, huzurun;

Üretime, yatırıma, zenginliğe dönüşeceği bir ülkeden bahsediyoruz.

 

Ecdadımızın bize vatan yaptığı bu topraklarda her şey var.

Aşık Veysel’in dediği gibi; 

“Hakikat ararsan, açık bir nokta,

Allah kula yakın, kul da Allah’a…

Hak'kın hazinesi, gizli toprakta,

Benim sadık yârim kara topraktır…”

 

Vatan toprağı, suyuyla, ağacıyla, çiçeğiyle, tüm canlılarıyla kutsaldır.

 

Hak’kın hazinesi topraklarımıza, ihanet etmediğimiz sürece;

“Koyun verecek, kuzu verecek, süt verecek. 

Yemek verecek, ekmek verecek, et verecek.”

Ama “İhanet etmediğimiz sürece”…

 

Mübarek ağaçları, zeytinlikleri müteahhit hırsına feda ettiler,

Cerattepe’yi, Kaz Dağları’nı, doymaz altın iştahına kurban ettiler,

On binlerce ağaca kıymayı, utanmadan matah bir işmiş gibi, pazarlamaya kalktılar

Salda Gölü gibi Cennet bir köşeyi, çöle çevirmeye yöneldiler, 

 

Buna izin vermeyeceğiz.

Akarsularımızı daha fazla kirlettirmeyeceğiz.

Ormanlarımızı daha fazla talan ettirmeyeceğiz.

Meralarımıza daha fazla beton diktirmeyeceğiz.

Çiftçimizi daha fazla küstürmeyeceğiz. 

 

Bilmeyenlere de öğreteceğiz ki; 

Vatan toprağı, suyuyla, ağacıyla, çiçeğiyle, tüm canlılarıyla kutsaldır.

Dünümüzü ve bugünümüzü çaldılar; 

Geleceğimizi yakmalarına müsaade etmeyeceğiz.

Bunun için varız. 

Bunun için mücadele ediyoruz.

İşte sırf bu yüzden ilan ediyoruz ki;

Bugün Geleceğin İlk Günü… 

 

Biz genciyle yaşlısıyla, aziz milletimizin her bir ferdini dinliyoruz.

Sokakta, işyerinde, kahvede, otobüste, dolmuşta, vatandaşlarımız dertlerini söylüyor, çare bekliyor. 

Ama duymuyorlar… 

Saraya kapanmış bir iktidarın, milleti duyması mümkün değil. 

Onca zenginlik arasında, bu ülkede yokluk olmasına, açlık olmasına isyan ediyorum. 

İsyan ediyorum kardeşim, isyan.

 

Bu potansiyeli harekete geçiremeyen, bizleri yokluğa mahkum edenlere, isyan ediyorum.

Türkiye Cumhuriyeti’ni kuranların emanetine ihanet edenlere, isyan ediyorum. 

İş bulamadığı için evine hüzün çöken, 

Ekonomik sebeplerle dağılan aileleri gördükçe, isyan ediyorum. 

Tam 17 yıldır “en iyisi bu” diye kendini pazarlayan bu iktidara, isyan ediyorum.

 

Avrupa’nın en zengin ülkesi olmamız gerekirken, kişi başı milli gelirde en fakir ülkesi olmamız nasıl bir başarıdır?

Her dört gençten biri işsizse, bu nasıl başarıdır?

 

 

Yıllarca büyüme masallarıyla kandırdılar.

Türkiye’yi 3 kat büyüttük diye böbürlendiler. 

Oysa biz büyürken, dünya bizden daha çok büyüdü.

En büyük 10 ekonomi arasına girmeyi hedeflerken, en büyük 20 ekonominin bile dışında kaldık.

 

Kendisini sürekli olarak geçmişle kıyaslayan bir hastalığa yakalandık. 

Ekonomi batıyor diyorsun;

İsmet Paşa zamanında yiyecek ekmek yoktu diyor.

 

Her şey ateş pahası, insanlar aç diyorsun;

Ecevit zamanında benzin kuyruğu vardı diyor.

 

Başarılı görünmek için, tarihimizde karanlık sayfa arıyorlar.

Bulamadılar mı, yeni bir tarih yazmaya kalkıyorlar.

Yunanistan’a peşkeş çektiğiniz adaları geri alın diyorsun;

Misak-ı Milli’nin tapusu olan Lozan’a dil uzatıyorlar.

 

Ak Parti iktidarı ise, ülkenin temel taşlarını sökmekle meşgul.

 

Kendi şanlı tarihine bile savaş açmakta sakınca görmeyen bu iktidar, 

Türkiye için artık bir ayak bağıdır. 

 

Bunlar kendilerini büyük göstermek için geçmişi kurcalarken,

gelişmiş devletler geleceği kurguluyor…

Almanya geleceği konuşuyor. 

Amerika geleceği konuşuyor. 

İngiliz siyaseti, geleceği planlıyor. 

Güney Kore, Japonya, Çin, Fransa, İsviçre, İsveç, Norveç, Rusya…

Bütün bu ülkeler geleceğin taşlarını döşüyorlar. 

 

Ak Parti iktidarı ise, ülkenin temel taşlarını sökmekle meşgul.

Milletin geleceğini değil, sadece iktidarının geleceğini düşünüyor.

Peki ne olacak? 

En baştan söyleyeyim;

Bu devran böyle gitmeyecek.

Türkiye İYİ olacak…

Çünkü artık biz varız, hiçbir şey eskisi gibi olmayacak.

 

Değerli dava arkadaşlarım;

Peki ne yapacağız?

Milletimiz, İYİ Parti iktidarını hayal etmekle uğraşmayacak, görecek ve bilecek.

Şüpheler yerini umuda ve inanmışlığa bırakacak.

Demokrasi vizyonumuzu ortaya koyacağız. 

Hızlı karar alan, hızlı işleyen, ama aynı zamanda hesap veren, yeni bir sistem kuracağız.

Herkesin görüşünü alıp, herkesin derdini dinleyip,

Milletimizin her bir ferdinin hakkını koruyacak, yeni bir anayasa hazırlayacağız.

Bize yüzde 51 yetmez.

Öyle bir anayasa hazırlayacağız ki, toplumsal mutabakat neymiş görecekler.

 

Her bir Türk vatandaşı bilecek ki:

“Devletim beni korur, devletim beni aç ve açıkta bırakmaz.”

Her bir Türk vatandaşı bilecek ki:

“Olur da bir haksızlığa uğrarsam, Ankara’da hakimler var.” 

 

Her bir genç bilecek ki: 

“Benim devletim bana en iyi eğitimi sağlar. 

Devletim bana iş olanağı sağlar.

Devletim beni ele muhtaç etmez.”

 

Her bir kadın bilecek ki: 

“Bana kalkan el olursa, devletim o eli kırar.” 

Kadına şiddet gösterenleri, adaletin şiddeti ile tanıştıracağız.

 

Toplumsal Eşitlik ve Adalet vizyonumuzu ortaya koyacağız. 

Fırsat eşitsizliği ve kadının toplumdaki yeri, Türkiye’nin kalkınmasının önünde büyük engel.

 

Damada sorarsan, uçuyoruz…

 

TUİK’e göre işsizilk rakamı yüzde 13.7…

Damattan sonra, işsizlik rakamları nasıl açıklanıyor biliyor musunuz?

Son 1 ayda iş aradınız mı diye soruyorlar?

En son 32 gün önce iş aradıysan, yine işsiz değilsin.

İş bulamadığın için iş aramayı bıraktıysan, yine işsiz değilsin.

 

Ben size söyleyeyim.

Türkiye’nin çalışabilir nüfusunun yüzde 54’ünün işi yok.

Bugün 82 milyon nüfusa sahibiz.

Ancak kayıtlı olarak sadece 22 milyon çalışanımız var.

İşçi maliyetleri neden bu kadar yüksek biliyor musunuz?

Tüm yükü çalışan 22 milyonun üstüne yığdığımız için.

82 milyon vatandaşımızın sağlık giderlerini, sadece 22 milyon kişi ödediği için.

12 milyon emeklinin maaşını, bu 22 milyon kişi ödediği için.

Asgari ücretliden vergi alırken, devleti soyanlardan vergi almadığımız için.

Toplumsal Adalet olmadığı için.

Fırsat Eşitliği sağlanamadığı için.

 

Bundan büyük bir beka sorunu olabilir mi?

Ama damada sorarsan, uçuyoruuuuuuz… 

 

İyi Partili değerli kardeşlerim;

Ekonomi Vizyonumuzu ortaya koyacağız. 

 

Öncelikle, 

Türkiye’yi her geçen gün büyüyen ekonomik krizden çıkartacağız.

Bunun için ilk adım, üreten sermayenin yükünü hafifletmek olacak.

 

Bakın, 

Türkiye’de imalat sanayindeki en büyük 500 şirket, net karının yüzde 88’i kadar, faiz ödemesi yaptı.

Bu rakam, küçük esnafımızda daha da yüksek. 

Bu yükün altındaki hangi şirket üretebilir ki?

 

Sonra ise iktidardakilerin hiç bilmediği, görmediği bir Türkiye resmi çizeceğiz.

 

Ama burada önemli bir kriterimiz var. 

2001 krizindeki gibi, bu işin finansal yükünü, devlete ve millete ödetmeyeceğiz. 

Sırtını iktidara dayayıp, kazandıklarını yurtdışına yığanları değil, ekonomik şartlardan dolayı zora düşenleri kurtaracağız.

İflas eden şirketlerin, işsiz kalan çalışanlarını, tecrübe ve becerilerine göre, kendi işlerini kurmaya teşvik edeceğiz. 

Asya ülkeleri, 1997 krizinden sonra, benzer bir yolla, birçok başarılı ve genç şirketi iş dünyasına kazandırdılar. 

Biz de krizi fırsata çevirecek adımlar atacağız.

 

Sonra ise iktidardakilerin hiç bilmediği, görmediği bir Türkiye resmi çizeceğiz.

Kayıt dışı ekonominin olmadığı…

Herkesin eşit şartlarda vergi verdiği…

Naylon faturacıların, hayali ihracatçıların, kaçakçıların, nefes bile alamayacağı bir ekosistem yaratacağız. 

 

Devletin kasası Türk milletinin namusudur.

Devlet, milletin rızkını dağıtır.

Devlet, milletten vergi alır, topladığı vergiyi milletinin selameti için harcar.

Devlet akıllı olur. 

Devlet dürüst olur.

 

Ne yazık ki, milletin vergileri ile oluşan bu havuzun dibinde, koca bir delik var.

Rantın, hırsın, iş bilmezliğin açtığı, koca bir delik var. 

Ne kadar su taşırsan taşı, bu delikten akıp gidiyor.

Biz, Türkiye’nin elini kolunu bağlayan, havuzun dibindeki bu deliği kapatacağız. 

 

Bunu yaptığımızda,

Türkiye’nin ne büyük bir ekonomik güç olduğunu göreceğiz.

Şirketlerimiz yurt dışından borçlanmak zorunda kalmayacak.

Bankalarımız yabancı kapısında para aramak zorunda kalmayacak.

Türkiye’de yeni bir bolluk dönemine gireceğiz.

Geçici değil, sürekli bir bolluğun temelini atacağız. 

 

Sürdürülebilir olmayan hiçbir çaba başarıya ulaşamaz. 

2002-2008 yılları arasında yaşadığımız, ekonomik bahar havasının sebebi, dünyadaki parasal genişlemeydi. 

ABD, Avrupa ve Asya’da faizlerin sıfıra yaklaşması, bu paranın yüksek faiz veren, gelişmekte olan ülkelere akmasını sağladı.

Sadece Türkiye değil, Brezilya da, Arjantin de bundan payını aldı.

Ne zaman ki dünya piyasasında faizler arttı, gelişmekte olan ülkelere gelen para, geri dönmeye başladı.

 

Biz Türkiye’nin ABD Merkez Bankasına, Avrupa Merkez Bankasına bağlı kaderini değiştireceğiz. 

Ekonomide sağlayacağımız atılım, devlet kaynaklarını artıracak.

Bu kaynağı eğitim için kullanacağız.

Türkiye’yi bir teknoloji merkezine dönüştürmek için kullanacağız.

Tarım için kullanacağız.

Türk girişimcilere destek için kullanacağız.

Dünya markaları yaratmak için kullanacağız.

Üreten Türkiye’yi yeniden kurmak için kullanacağız. 

Sürdürülebilir Kalkınma Programımızda tüm bunları adım adım, nasıl yapacağımızı anlatacağız.

 

Çaresizliği de yıkacağız.

 

 

Vaatlerimiz büyük.

Geçmiş iktidarlar bu kalkınmayı gerçekleştiremedi ve kötü bir miras bıraktılar.

Bu miras, aynı zamanda toplumda bir inançsızlığa yol açtı.

Milletimizi “hiçbiri yapamadıysa demek ki olmuyormuş” gibi bir çaresizliğe sürükledi.

 

Hatırlatayım;

Geçmişte, “İYİ Parti kurulamaz, 

Kurulsa da Meclise giremez” diye bir inanış vardı.

Ne oldu? 

O inancı yıktığımız gibi, bu çaresizliği de yıkacağız.

 

Türkiye’yi başaramayacağına inandırmak…

Türkiye’yi fakir bir ülke olduğuna inandırmak…

Türk milletine söylenmiş en büyük yalandır.

Türkiye hiçbir zaman güçsüz olmadı.

Her türlü saldırıya rağmen, bugün ihtiyacımız olan her şeye sahibiz.

Türkiye’nin zincirlerini kıracağız.

Türk milletini buna inandıracağız. 

 

Değerli arkadaşlarım;

Bölgesel Kalkınma Reformu gerçekleştireceğiz.

İstanbul yüzölçümü bakımından Türkiye’nin yüzellide biri kadar toprağa sahip.

Ancak aynı İstanbul, ithalatın da ihracatın da yüzde 50’sini oluşturuyor.

Yani ekonominin yarısını topraklarımızın yüzellide birine sığdırmış durumdayız.

Bu durum, iç göç yarattığı gibi, İstanbul’u da yaşanılmaz bir şehir haline getiriyor.

İstanbul sadece doğu illerimizden değil, Ankara, İzmir, Bursa, Antalya gibi büyükşehirlerden de göç alıyor.

 

Mevcut iktidar, inşaattan rant sağlama hırsıyla, devletin ne kaynağı varsa İstanbul’a aktardı.

Bu kadar sıkışmışlık yetmemiş olacak ki, şimdi de devletin tüm finans kurumlarını İstanbul’a taşıyor.

Bilim deprem diye uyarıyor,

Biz hazırlık yapmak yerine, her şeyimizi taşıyarak riske atıyoruz.

 

Türkiye’nin her bölgesinde İstanbul gibi yeni merkezler oluşturacağız.

Anadolu’da yeni gelişim merkezleri, istihdam alanları oluşturacağız.

İstanbul’daki yoğunluğu bu yeni merkezlere kaydıracağız.

Tersine bir göç dalgası ile, Anadolu illerimizin hızla kalkınmasını sağlayacağız.

 

Tarım Vizyonumuzu ortaya koyacağız.

 

 

Tarım Vizyonumuzu ortaya koyacağız. 

Evlatlarının karnını bile doyurmaktan aciz bir siyaset, bu iktidarın en büyük ayıbıdır. 

Her evladımızın karnını doyurmak, bizim en büyük vaadimiz olacak. 

Türkiye’de tarıma standart getireceğiz.

Türk tarım ürünlerini markalaştıracağız. 

 

Herkes bilecek ki, üzerinde “Türk Malı” damgası varsa, bu ürün en sağlıklısıdır. 

Bu ürün en iyisidir.

 

Bugün Türkiye 20 milyar dolarlık tarım ihracatı yapıyor.

18 milyar dolarlık da ithalat yapıyoruz.

Bu bize reva mıdır? 

Hollanda Türkiye’nin yüzde 4’ü kadar bir tarım alanına sahip. 

Altını çiziyorum. 

Yüzde 4’ü kadar ekili alana sahip.

Ama yılda tam 100 milyar dolarlık tarım ürünü ihraç ediyor.

Türkiye’nin toplam ihracatı 168 milyar dolar. 

Yani ürettiğimiz otomobil, tekstil, hepsinin toplamı bu.

 

Tarımda el kadar Hollanda gibi üretim sağlayamıyorsan, sen kendine milliyetçi diyemezsin.

Allah’ın Türk milletine bahşettiği bu bereketli topraklarla, milletinin karnını doyuramıyorsan, sen kendine milliyetçi diyemezsin.

 

Hakkari’de, Bayburt’ta verilen eğitimle, İstanbul’da verilen eğitimin kalitesi aynı olacak.

 

 

Kardeşlerim;

Bugün Geleceğin İlk Günü!

Biz onlar gibi olmayacağız.

Biz, Eğitim Vizyonumuzu ortaya koyacağız. 

Okul öncesi eğitimden, doktora aşamasına kadar, her gencimize ihtiyaç duyduğu eğitim imkanlarını sağlayacağız.

Mühendislikten, zirai eğitime, elektronikten yazılıma, spordan turizme kadar, her alanda büyük bir eğitim atılımının resmini çizeceğiz.

Biliyoruz ki, eğitimde atılımın ilk adımı, öğretmenlerimizin ekonomisini düzeltmektir.

En iyi öğretmenlerin, birkaç şehirdeki birkaç okula gruplandığı bu düzeni değiştireceğiz.

Hakkari’de, Bayburt’ta verilen eğitimle, İstanbul’da verilen eğitimin kalitesi aynı olacak.

Eğitime çok daha fazla kaynak ayıracağız.

 

Bir karşılaştırma yaparsak,

82 milyon nüfusa sahip Türkiye’nin eğitim bütçesi 20 milyar dolar.

52 milyon nüfusa sahip Güney Kore’nin eğitim bütçesi ise tam olarak 64 milyar dolar.

İşte bu yüzden, Türkiye Pisa testlerinde 72 ülke içinde 50. sıradayken, Güney Kore 9. Sırada.

 

17 yılda üniversiteleri il başkanlıklarına çevirdiler. 

Siyaset, bilimin hizmetinde olmalıdır. 

Bilim, siyasetin hizmetine girerse, Türkiye’nin geleceğine ihanet edersiniz.

 

YÖK’ü kaldıracağız.

Bilim ocaklarına destek olacak, ama her türlü siyasi baskıdan arındıracağız.

Siyasetten bağımsız bir eğitim sistemini, hayata geçireceğiz.

 

Bir rektörün siyasi görüşünün hiçbir önemi yoktur.

İstediği siyasi görüşte olabilir. 

Yeter ki donanımlı öğrenciler yetiştirsin, araştırma yapsın, bilim üretsin ve bulunduğu üniversiteyi dünya sıralamasında yukarılara taşıyabilsin.

Başarı kriteri budur.

 

O üniversiteden mezun olanlar, yüksek maaşlarla iş bulabiliyor mu?

Başarı kriteri budur. 

 

Üniversiteden makale, patent çıkıyor mu? Ürettiği teknoloji kullanılıyor mu? 

Başarı kriteri budur. 

 

Üniversiteden düşünür, ekonomist çıkıyor mu? Alanında dünyada söz sahibi olabiliyor mu?

Başarı kriteri budur. 

 

Üniversiteden sporcu yetişiyor mu? Madalya alabiliyor mu?

Başarı kriteri budur.

 

Türkiye’yi eğitim alanında bir merkez haline getireceğiz.

Üstün yeteneklerimizi, çalışkan gençlerimizi, yabancı ülkelere, yabancı şirketlere kaptırmayacağız.

Yurtdışındaki bilim insanlarımızı, ana vatanlarına çağıracağız.

Onlara, her türlü bilimsel çalışmayı yapabilecekleri altyapıyı, maddi kaynakları sağlayacağız.

Üstün yetenekli insan kaynağımızı, yabancı ülkelere kaptıranlar milliyetçi olabilir mi?

 

Gerçek milliyetçiler, ilim irfan dağıtmak üzere Türkiye’nin dört bir yanına dağılan öğretmenlerimizdir.

 

 

Milliyetçiliği kulüp üyeliği zannedenlere söylüyorum.

Sizin bölücü ve ayrıştırıcı üslubunuza, milliyetçilik İYİ Parti’de olur diye cevap vermeyeceğim. 

Çünkü milliyetçiliğin sahibi bellidir.

Türk milliyetçiliğin tapusu, Türk milletine aittir.

Gerçek milliyetçiler, ilim irfan dağıtmak üzere Türkiye’nin dört bir yanına dağılan öğretmenlerimizdir.

Asıl milliyetçi; 

Milletini aydınlatmak, eğitimli gençler yetiştirmek için Batman’a giden, bu uğurda şehit olan Aybüke öğretmendir. 

 

Sizin nereniz milliyetçi? 

Bir kişiye, beş kişi saldıran haydutlardan, ne milliyetçi olur, ne de adam olur.

Siyasetçi yetiştireceğine, haydut yetiştiren zihniyetten, ne milliyetçi olur, ne de adam olur.

Çözüm sunacağına, nefret saçanlardan, sokakta terör estirenlerden, ne milliyetçi olur, ne de adam olur.

 

Aziz Milletim, değerli yol arkadaşlarım, sevgili gençler;

Bir kısmını sıraladığım bu adımlar elbette cesaret ister.

Sözde değil, gerçekten milli bir duruş ve yerli bir bakış ister.

Bugünün iktidar partilerinde olmayan da budur.

Bu adımlar Türkiye’yi özgürleştirir, bağımsızlığımızı yeniden ilan eder.

Ancak, seçim zamanı dünyaya atar-gider yapıp, kapalı kapılar ardında eyvallah edenler, bu cesareti gösteremez.

17 yılın sonunda anlıyoruz ki, göstermeleri de mümkün değil.

 

Bu cesaret İYİ Parti’de var.

Bu cesaret, ecdadımızdan bize uzanan sosyo-kültürel kodlarımızda mevcut.

Malazgirt’i hatırlayın…

Sultan Alparslan, 27 bin askeriyle Bizans topraklarında ilerlerken, keşfe gönderdiği askerlerden biri telaşla huzuruna gelir.

Der ki:

“Sultanım, 300 bin kişilik Bizans ordusu bize doğru yaklaşıyor.”

Alparslan’ın cevabını biliyorsunuz;

“Biz de onlara yaklaşıyoruz.”

 

Biz cesaretimizi tarihimizden alıyoruz.

Ellerindeki tüm imkanlarla üzerimize geldiklerini zannediyorlar ama,

Unutmayın;

BİZ DE ONLARA YAKLAŞIYORUZ!

 

Korkuları öyle büyük ki…

 

 

Milletimiz İYİ Parti’yi görüyor.

Milyonlarca gencimiz, İYİ Parti’yi görüyor.

Sayın Erdoğan’ın ‘Artık inanmıyorum’ dediği anketler var ya;

Ben onlara her gün büyük bir keyifle bakıyorum.

Manzara net. 

Şarkıda söylediğimiz gibi.

“Siz asansörle inerken, biz merdivenden çıkıyoruz…”

 

Korkuları öyle büyük ki…

Çünkü hakikatin güçlü sesiyiz.

Bugün, korkularına yenilerini eklemek üzere bir aradayız.

Bugün, iktidar yürüyüşümüz için yeniden mevzileniyoruz.

Bugün, demokrasinin gereğini yerine getirmek,

İktidar yürüyüşümüze başlamak üzere,

El ele, gönül gönüle bu salona girdik,

El ele, gönül gönüle bu salondan hep birlikte ayrılacağız.

 

4. Olağanüstü Kurultayımızı gerçekleştireceğiz.

Bazıları diyor ki, parti kurulalı iki sene bile olmadı, bu kaçıncı kurultay?

Eeee bizde böyle.

Biz, kendi delegesinin iradesinden köşe bucak kaçanlardan değiliz.

Biz, delegenin imzasını yok saymak için iktidara yanaşanlardan değiliz.

Biz, koltuğumuzu korumak uğruna, kırk takla atanlardan da değiliz.

Biz, Türkiye için vadettiği demokrasiyi, kendi partisinden esirgeyecek kadar şuursuz, hiç değiliz.

Bizde böyle; böyle olmaya devam edecek.

Tanıştırayım; 

Bunun adı demokrasi.

Önce İYİ Parti’de, pek yakında tüm Türkiye’de… 

 

Kurultayımız ülkemiz ve milletimiz için hayırlı olsun…

Şimdi, “Han sussun, töre konuşsun.”

Çünkü bizim bir hasretimiz var.

Rahmetli Başbuğ Alparslan Türkeş’in de okuduğu şiirinde, ne diyor Nazım Hikmet;

“Dörtnala gelip Uzak Asya’dan,

Akdenize bir kısrak başı gibi uzanan,

Bu memleket bizim!

 

Ve ipek bir halıya benzeyen toprak,

Bu cehennem, bu cennet bizim!

 

Kapansın el kapıları bir daha açılmasın;

yok edin insanın insana kulluğunu,

Bu davet bizim!

 

Yaşamak, bir ağaç gibi tek ve hür,

Ve bir orman gibi kardeşçesine,

Bu hasret bizim!”

 

Türkiye’nin iyi ve cesur evlatları;

Unutmayın, BUGÜN GELECEĞİN İLK GÜNÜ.

5. günün şafağında doğan güneş gibi, milletimize umut olan sizlersiniz. 

Gözlerinizdeki ışık sönmesin.

Ayağınız taşa değmesin.

Allah yar ve yardımcınız olsun.

Allah’a emanet olun.

Bu haber 280 defa okunmuştur.

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR x
Kılıçdaroglu '' Milli irade yok sayıldı ozaman neden seçim yaptırdınız ''
Kılıçdaroglu '' Milli irade yok sayıldı ozaman neden seçim...
AKP'li İl Başkanından Akp'li Eski Belediye Başkanına '' Bizim arkadaş Akrabalarına maaş vermek için . . . ''
AKP'li İl Başkanından Akp'li Eski Belediye Başkanına '' Bizim...